“Ne yaptın da âşık ettin beni kendine?”
“Bilmem,” diye güldü genç, “sadece sevdim seni. O kadar çok sevdim ki bırak senin gibi çapcanlı bir kadının kalbini, taşı bile eritmeye yeterdi aşkım.”
“Gerçek, tam bir hastalıktır. Sıradan bir bilinç, insanın yaşamı için fazlasıyla yeterlidir. Yani şu şanssız on dokuzuncu yüzyılımızın gelişmiş insanına, gerekli olan bilincin yarısı, hatta dörtte biri bile yeterlidir…”
“Yine de insan yaşamalı, iyisi veya kötüsüyle; tekrar tekrar korkmalı, tekrar tekrar yenilmeli, defalarca kırılmalı ve bin defa yeniden onarılmayı da bilmeli; yara almalı ya da sürekli kanamalı ve kanamalı, düşmeli ve kalkmalı, umut etmeli ve düş kırıkları tarafından bölünmeli parça parça, ölmeli ve tekrar tekrar ölmeli, yeniden yaşamalı her ne pahasına olursa olsun ve belki de eski benliğine bir mezar yeri seçmeli.”
“Sana sitem etmeyeceğim artık. Bütün suç benim. Seni bu kadar sevmemeliydim. Şu köhne ve utanmaz dünyada ne bir kimse bu kadar sevilmeye değer, ne de bir kimsenin bu kadar sevilmeye hakkı var.”
“Geceleri yatağa uzanır ama uyuyamazdım. Nefret edecek bir sürü şey gelirdi aklıma, ama sonunda yine kendimden nefret ederdim. Geceleri çok düşünmekten gündüzleri başım ağrırdı.”