Efhem

İlk insandan son insana kadar hiçbir nesil, hiçbir insan diğerinden daha şanslı veya şanssız değildir. Zira Allah Teâlâ, ilk insandan son insana kadar herkesi aynı şartlarla aynı cennete davet etmektedir. Bir nesle verdiği imkânları ikinci nesilde vermediğinde adaletli bir meydanda yarıştırmamış olur kullarını. Bu da O’nun işi değildir. Biz uzaktan seyrederken, “filan sahabi ne şanslı imiş, mesela Peygamber aleyhisselam görmüş’ diyoruz. Hâlbuki “Peygamber aleyhisselamı gördüğü hâlde cehennemde yanacak niceleri var, onu görmek tek başına bir şans değildir" dememiz gerekmektedir. Tıpkı, şu zamanda "ne güzel, herkes bilgisayardan âlim olacak" diyemediğimiz gibi. Bilgisayar iman ve amel hızını artırmadı. Gelen fitnesi ile geliyor.
Din
Şu andaki ilim ve öğrenme dalgalanması, şeytanın tuzaklarmdan bir tuzak olarak da sonuçlanabilmektedir. Allah’ın dinini öğrenmek için bile dine aykırı davranılabiliyor ve bunda bir sakınca görülmüyorsa biz, ilim adına cehalete dalıyoruz demektir. İlim, yeryüzünde Allah’a isyanı kaldırmadıktan sonra nasıl ilim olur? Ortaya çıkan ‘diplomalanma furyası’ ve diplomalı adam olma heyecanı’ başta iffetimiz olmak üzere bizi biz yapan pek çok değeri sulandırmaktadır. Din öğrenmek için dine aykınlık mubah görülebilmektedir. Dini dinsizden öğrenmeyi bile normalleştiren anlayış, açık bir soruna işaret etmektedir. Bir kere, rızık endişesine dayanan ilim merakını nasıl ilim olarak adlandırılabilir.
Din
Bir mü’min, Allah’ın yaptığını bildiği bir iş için ‘Neden?’ diye başlayan bir soru soramaz. Şüphe etme anlamında soramayacağı gibi iyi bir imanın getirmiş olacağı edep dairesinin içinde kaldıkça da soramaz. Mü’min için böyle meselelerde son cümle şu olur: “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim.’ (Bakara, 30) “Allah’ın bilmesi, O’na iman edenler için yeterli ve huzur vericidir. Peygamberler başta olmak üzere, onların izini süren bütün nesillerin insan ve cinlerden oluşan bir düşman güruhu ile karşı karşıya bırakılmasının bir mantığı vardır şüphesiz. Bu mantık olsun veya olmasın mü’min için irdelenecek bir durum yoktur. Allah’ın yaptığında hikmet görmek, gaybı bilir gibi yaşamak mü’min farkıdır.
Din
Dertleri saymak da bir derttir. “Rabbim Allah’tır’ diyen endişe edemez. Fakirlik onu ezemez. Hastalık onu eritemez. Fakir de olsa hasta da olsa, cennet gözünün önünde durdukça, gayesi Allah’ın rızası oldukça huzurludur o. Kitabımız Kur’an’ın önümüze koyduğu mübarek örnekler olan Eyyüb, Nuh, İbrahim, Lût bunun örnekleri olarak önümüzdedirler. Allah’ın selamı onlara olsun. Hiçbiri, beğenecekleri şartlarda yaşamadılar. Çileden bile zevk alacakları şartlar, onların Rablerini razı ettikleri şartlar oldu. Onlar, bizim örneklerimizdir. Şartları, renkleri, kalıpları değişmiş olsa da onların yaşadıklarını yaşayacağımız bir dünyadayız. Onların yaşadıkları dünyada onların imtihanına benzer bir imtihandayız zaten.
Din
Rabbimiz bize, güllük gülistanlık bir hayat vaat etmemiştir. Cennetten çıkarılıp gönderilmenin en tabii sonucu, cennet olmayan ve olamayacak olan bir hayatta yaşamaktır. Dünya cennet olamayacak ama cenneti kazandırabilecek bir yerdir. Rabbimizin çizdiği kader budur. Kazananlar, dünya hayatını cennete açılan bir yol yapabilenler olacaktır.
Din