Bu eser, Batı düşüncesinin yönü ve içeriği üzerinde derin bir etkide bulunmuş, Batı düşüncesi, gerek doğrudan doğruya gerekse Ortaçağ düşünürleri ve teologları aracılığıyla dünya ve Tanrı anlayışının ana unsurlarını, ve metafizik yapısının temellerinin kendilerini bu eserden almıştır. Her doğal teoloji denemesi, tanrısal öz üzerine her spekülasyon, evreni var olan mekanik kuvvetlerin basit bir sonucundan başka bir şey olarak açıklamak yönündeki her çaba bu ünlü esere şu veya bu şekilde borçludurlar.
Saf ve aşkın, en yüksek kişi olarak Tanrı, varlığın iki kutbu, madde ve saf düşünce arasında gelişen formlar dizisinin doruk noktası ve sonudur. Aristoteles'in evreni, bir gerçeklikler hiyerarşisinden oluşur. Bu gerçeklikler hiyerarşisi ise muayyen bir tarzda birbirine bağlı olan, hepsi farklı derecelerde madde ve formdan meydana gelen bileşimler olan ve bileşimlerden her birinin kendisini takip eden şeye bir dayanak ve özne ödevi gördüğü ve onu kendine özgü fiili ile aştığı sürekli bir merdivene göre düzenlenmiştir.
Çünkü her tözsel form, kendisine dıştan olan bir maddede gerçekleşmesinin koşulunu bulur. Örneğin insan, bir gerçeklik olmak için, organlaşmış bir bedenin varlığını gerektirir. Daha üstün form, belirlenimlerinin daha büyük zenginliğinden ötürü, daha aşağıdaki formun varlık nedeni ve akılsal ilkesidir. Böylece tedrici olarak maddi öğe ve kuvveyi sürekli olarak dışarı atmak suretiyle kendisine ulaştığımız mutlak olarak saf olan form, artık gerçekleşmek için daha önceden var olan bir maddeye dayanmak ihtiyacı göstermez. O kendisinden başka bir koşula sahip değildir. O, en yüksek, en mükemmel anlamda gerçekliktir. Bütün diğerlerine varlık ve akılsallık veren en gerçek varlıktır.
O halde var olan her şey, muayyen bir derecede ve kendisine has mükemmelliği