“Yalnızlığımın, ihtiyarlığımın, sevimliliğimin, egoizmimin ortasında daha dün şehvetle sarıldığım, kokusundan hazzettiğim; yıldızları, yandan çarklıyı, derin suları, heykelleri, gotik binaları, ağaçlık tenha yolları, pek sevdiğim yeşil yeşil, kırmızı kırmızı, turuncu turuncu yanan işaret fenerlerini geride bırakıp, sana, yalnız sana âşığım.”
Okuduklarımız, izlediklerimiz ve düşündüklerimiz hakkında tartışabilecek doğru dürüst birilerini bulmak, okuyacak, izleyecek ve düşünecek doğru dürüst şeyler bulmaktan daha zor.
Kendimizi tanımak için atılması gereken önemli adımlardan biri, "benlik" dediğimiz şeyin zihnimizin karmaşık mekanizması tarafından durmadan üretilen, yenilenen ve yeniden yazılan bir kurmaca olduğunu kabullenmektir. Kafamda kim olduğumu, nereden geldiğimi, nereye gittiğimi ve şimdi ne olduğunu açıklayıp duran bir anlatıcı var.
İnsan ne zaman insan olmuştur?
El Cevap: Yalan söylemeyi öğrendiği zaman.
Niçin?
Çünkü yalan, gerçekte olmayan bir şeyin insan kafasında yaratılması demektir.
Bu yaratıcılık, plânlama ve hâfıza gerektirir.