"Spinoza'nın dilini ancak çekiç ve testereyle aşıp arkasındakilere ulaşabilir insan! Ama sonunda da elmas kadar açık seçik öyle fikirlere ulaşılır ki bu her şeye değer."
Onun bedeni, ruhunun giysisinden öte bir şeydi. Ruhunun zuhur etmesi, içindeki ilahi özün saf ve zarif bir cisme bürünmesiydi. Bu ilahi duygu, genci allak bullak etti. Kızın gözlerinde gördüğü şey ruhtu... hiçbir zaman ölmeyecek olan ebedi ruh. Yürürken kızın yüzü gözlerinin önünde pırıl pırıl parlıyordu; solgun ve ciddi, hoş ve duyarlı, ancak bir ruhun yapabileceği gibi merhamet ve şefkatle gülümseyen ve gencin asla hayal edemeyeceği kadar saf ve masum. Kızın saflığı yumruk gibi çarpmıştı suratına. Onu afallatmıştı. İyiyi ve kötüyü bilirdi, ama varoluşsal bir nitelik olarak saflık ve masumiyet, asla aklına gelmemişti. Oysa şimdi, onda, toplamı ebedi hayatı oluşturan iyilik ve temizliğin en üst derecesi olarak kavrıyordu saflığı.