İnsan hayatta yıldızsız (karanlık) bir gecenin içinde, uçurumların kenarında yürür gibi ilerliyor. Diyebilirsiniz ki, sabahı beklesin. Onu da yapamaz, çünkü sabah olmayacaktır. Hem de hayat onsuz yürüyebilir. Ve eğer o kendi yolunu seçmezse, tesadüfler onun yerine karar vereceklerdir. Hikmet kâfi gelmese bile, hareket yükünü hür olarak omuzlarına yüklenmesi lâzımdır. Akıbetini bilmediği seçimleri yapmak, elemli lâkin asil duygusunun kaynağıdır.
Sınıflar ve kastlar şeklindeki bir cemiyette insanlar birbirinden uçurumlarla ayrılmıştır. Orada merhamet, riya ve insanlık bir tuzaktır. Bu tuzak, sınıfların kinini yumuşatmak ve rakibin gazabını uyuşturmaktır.
Gerçek varoluş hürriyete muhtaçtır ve bu sebepten insana mahsus bir imtiyazdır. Lâkin her insan bu imtiyaza malik ve gerçekten varoluş sahibi değildir. Ancak kendi kendisini serbestçe seçen, kendi varlığını yapan, kendi kendinin eseri olan insan varoluş sahibidir.