İbrahim Tenekeci, Sabit Fikir'e yazdığı bir yazısında şöyle demişti: "Kendini kurtarmak yahut kazanımlarını korumak için başkalarını, genellikle de arkadaşlarını feda edenlerin çağındayız. Dürüst ve düzgün insanların üzgün olduğu bir dünyanın içindeyiz. Ölenle ölemiyor, gidenle gidemiyor, kalanla kalamıyoruz." Tam da böyle zamanlarda Tenekeci okumak gibi bir alışkanlığım var. Mevcut dünyanın işleyişi bana göre değil fakat insan içindeyiz. Şiirler, kitaplar bir tür kurtuluş yolu. İbrahim Tenekeci'yi okumayı özlemişim. Yazılarını takip etmek bir yana keşke bir sürü kitap çıkarsa da hepsini hatmetsem. Bu kitabı da güzeldi. Yazarı okumaya başlayacaklara önce
Shakespeare, III. Richard kitabında "İnsanın sonu yaşamından önemlidir." diyordu. Ona hak veriyor gibiyim. İnsanların en zayıf tarafı, sormadan, araştırmadan, adamakıllı düşünmeden inanmak hususundaki gayretidir. Doğru olana meyletmek istemez de içindeki kemirgen şüpheciliğine teslim olur. Aslında şüphe, akıl ve iradeyle yol alacak olsa çok kuvvetli bir haslet. Yararı kendimize olacak iyi bir kalkan olurdu. Ne yazık ki Othello da o akıl ve irade yoktu. Bir iddianın peşine her şeyini kaybetti. Şimdi bunu okudum ya hemen
Molière 'e koşacağım. Shakespeare'i seviyorum ama entrika başımı döndürüyor. Klasik Shakespeare işte.
Eser, Selçuklu-Osmanlı, Türk tahta oymacılık sanatına ait çeşitli bilgiler veriyor. Rahlelerin yapılışı hakkında açıklamalar ve notlar, rahlenin künyesi verilip numaralandırılarak ifade edilmiş. Görseller, kitabın sonunda katalog şeklinde geçiyor. Bendeki 1968 tarihli basım olduğundan görseller siyah beyaz, biraz da tahrif olmuş. Ve fakat ben koleksiyonluk için aldım. Sayın
Cevdet Çulpan kitabı kaleme almasının gayesini ön sözde şöyle açıklıyor:
1. Üzerinde muhtelif sanatkarların çeşitli incelikler göstermiş oldukları rahleler; tahta oymacılığı gibi çok geniş bir sanatın önemli kollarından birini teşkil etmekte olduklarından, bunları her devirdeki sanat tarzları bakımından - mümkün olduğu kadar - toplu bir şekilde gözden geçirmek imkanını hazırlamak, dolayısıyla sanat tarihine bu sahada bir hizmette bulunmak,
2. Zamanla bir yandan yıpranan ve sayılan günden güne azalan bu sanat eserlerinin örneklerini, hiç olmazsa, bir kitap halinde tespit etmek,
3. Bilhassa, dedelerimizin ele aldıkları her bir konuda kemale ulaşmak hususunda gösterdikleri titizlik, azim ve iradeyi belirtmek, Türklüğün kökündeki bu yüksek kaliteli yaratıcılık ruh ve enerjisinin daima taze ve zinde tutulması lüzumuna işaret etmek. (Burada rahleler, bu hususta ancak bir misal teşkil etmektedirler)
Gazne Hükümdarı Gazneli Mahmud, Birunî için "sarayımın en değerli hazinesi" demiştir. Kendisine bakınca bu ifadenin boşa olmadığını anlıyorum. Hadi biraz kitabi bilgiler ekleyeyim: Jeodezi bilimini kuran, Güneş'in yüksekliğini ve boylamı hesaplayan, Dünyanın çapını modern çağdaki değere yakın hesaplayan, astronomi, astroloji, coğrafya, geometri, matematik, fizik, bibliyografya bilimleri üzerinde hakimiyet kuran bir bilim insanıdır Birunî. O yüzden bir lakabı da binfenli anlamındaki Hazerfendir.
Bana göre bilim dünyasının babalarından biri. Yabancılar bizden daha çok okumuş, atıf sayılarına baktım fena. Sonra dedim benim neyim eksik. İlk Birunî okumam.
Kıymetli Taşlar Ve Metaller Kitabı çok sağlam bir mineraloji kitabı. Çağının otorite kaynağı diyebilirim. Kitap metaller ve taşlar (gevherler) hakkında bilgi verirken astronomik, antropolojik, ekonomik ve tarihi bilgiler de veriyor. Hatta kendi coğrafyası olan Harezm bölgesi, İran ve çeşitli İslam beldelerindeki şairlerin gevherler hakkındaki şiirlerini de eserine eklemiştir. Yeri geldiğinde bazı Yunan ve Roma feylesofları hakkında da kısa anekdotlar veriyor. Ben taşlardan en çok; yakût, lapis lazuli, bâzezehr, kedigözü, yılanboncuğu, zümrüt ve Firûzeyi, metallerden; demir, bakır, altın ve son olarak karışımsal üretim sanatı bölümündeki metalleri beğendim ve o taş ve metallere yoğunlaştım. Bu kitabı herkese öneriyorum.
Yaşamı anlamlı ve değerli kılan şey insan için var olmak ve bilinmek istemektir. Bilinmek isteyen insandır, bu yüzdendir ki geçip giden zamana direnç gösterecek eserler inşa etmiştir. Bu sayede varlığını sonsuzca kanıtlamıştır. Gerçi bu uğurda ulaşılmazı yakalayacağım derken harabeye dönüşen insan izleri de yok değil...
Mimari kitapları okumak benim için yeni bir uğraş. Daha önce
Umberto Eco'nun mimari yapıtlarını okumuştum. Bu alana merakım da böylece başlamış oldu. Bazen görmek yetmiyor okumak da lazım. Her gün önünden geçip gittiğim tarihi yapıların bana ne anlattıklarını anlamam lazım dedim kendi kendime. Bundan dolayı okumalarımın rotasını bu alana yönelttim. Benim mimari okumalarımdaki üçüncü durağım
Turgut Cansever oldu. Üslubu sohbet havasında ve öğreticiydi. Hayattan ve yapıttan bolca örnek ve anekdot vermişti kitabında. Çokça notlar alınabilir okurken yanımızda ajanda olmasında fayda var.
Kubbeyi Yere Koymamak yazılarımda ve konuşmalarımda yararlanacağım iyi bir kaynak oldu şimdiden. Mimariye ilgisi olan ve okuyacak olanlara tavsiye niteliğindedir.