“Senin aşkını bütün varlığımla kucakladım, ey benim Velayet’im! O kadar yoğun gösterdin ki kendini, sanki artık bende Sen’den başka bir şey yok! Sen olmayan bütün şeylerin arasında kalbimi döndürüp duruyorum ama tek gördüğüm Sen’sin! Artık her şeyden ayrılabilirim ve sadece sana yakın olabilirim. Yalvarırım sana! Şu an zindanındayım hayatın, bütün insan soyuyla birlikte! Ne olur, yanına al beni ve çıkar bu zindandan!”
-Heeey! İnsanlar! Nereye gidiyorsunuz ?
Ses bomboş cami avlusunda yankılandı. Güvercin şadırvana gelip su içti. Serçe bir simit kırıntısına yumuldu. Minarenin gölgesi musallanın üzerine düştü.
Az önce orada biri vardı.
Şimdi yok.
"mutsuz biri, başka bir kişi tarafından korunduğunda, ona sempati duyulduğunda, mutlu olmaktan ziyade bastırılmış öfke ve rahatsız hissetme olasılığı daha yüksektir. "
“Hangimiz düş ve hangimiz gerçek? Düşünüyorum, o halde ben varım. Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun kendisinin düşündüğünü bildiğini düşlüyorum. Bu adam düşünüyor olmasından varolduğu sonucunu çıkarıyor. Ve ben, onun bu çıkarımının doğru olduğunu biliyorum. Çünkü o, benim düşüm. Varolduğunu haklı olarak ileri süren bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öyleyse, gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise düş oluyorum.”