1000 Kitap sayesinde tanıştığım değerli arkadaşım Roquentin ile geçen günlerde bir çaba içerisine girdik. Bu çabamızda başarılı da olduğumuz için sizlere anlatmak istiyorum.
Roquentin, eski adıyla Çocuk Esirgeme Kurumu, yeni adıyla Yetiştirme Yurdu'nda sosyolog olarak görev yapmakta. Daha önce de hatırlarsanız, Li-3'ün yaptığı kampanya ile buradaki çocuklara bir yardım kampanyası düzenlenmişti.
Aslında bu çocuklar, sosyal devlet olma prensibi gereğince devletin güvencesinde ve sorumluluğundalar. Koskoca devletin sorumluluğunda olan çocuklara bizim vatandaşlar olarak el uzatmamız veya yardım etmemiz biraz komik görünüyor ilk başta. Ancak her ne kadar devlet güvencesi ve sorumluluğu altındaymış gibi görünseler de gerçek bu şekilde değil.
Roquentin'den öğrendiğim kadarıyla devlet tarafından çocuklara aylık bir miktar para veriliyormuş ve bu para ile koca bir ay geçinmeleri gerekiyormuş. Tam rakamı bilmemekle birlikte, ergenlik dönemindeki çocuklara yetmeyecek bir rakam olduğuna emin olabilirsiniz. Tabii devlet tarafından verilen bu paranın çok büyük bir kısmı da çocukların zaruri ihtiyaçlarına gittiğinden eğlence-kültürel gelişim gibi yönleri bir hayli eksik kalıyormuş. Sinemaya veya tiyatroya verecek paraları kalmayan çocuklar, kültürel olarak birçok arkadaşından geri kalıyormuş. İçimizde anne-baba olup da çocuklara harcanan paranın ne boyutlara varacağını bilen okur arkadaşlarımız da vardır... Roquentin ile sohbet ettiğimiz zamanlarda bana bu konudan muzdarip olduğunu birkaç sefer dile getirdi. Hatta arkadaşımızın birçok defa maaşının önemli bir kısmını çocukların kültürel olarak gelişmeleri için harcadığını da biliyorum.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
YouTube kitap kanalımda Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık kitabını önerdim: ytbe.one/tPAQoHh_su4
"İnsan, insan sevmedikçe
İster yatakta, ister kolda kelepçe." Büyük Ev Ablukada
"Alnın açık bir şekilde vatani görevini yerine getirmen dileğiyle..." notu düşülmüş bir ilk sayfa. Kitaba gözlerimi ilk olarak böyle açtım.
"Bu şehirde çelikten bir disiplinle eğitim gördü, kendini tanıdı, ruhunu o çelik disiplinin zincirlerine vurdu." 10. sayfa
"Disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır." tabelasının neredeyse her yerde karşınıza çıktığı askeriyede, askerlik ile ilgili bütün mekanlarda, savaş alanlarında disiplinin olmasıyla kan ve gözyaşı neden hiçbir zaman bitmezdi peki?
Sol apolet, sağ apolet, sol taraftaki melek, sağ taraftaki melek... Savaş suçları, günahların rütbesi mi yoktu bir tek acaba?
Acının, kanın, gözyaşının çevirmenliği nasıl kelimelere dökülebilirdi? Stranların, mıtırbların, dengbejlerin dilinden düşürmedikleri o şarkıların tınısında geçen kelimeleri gerçekten nasıl anlayabilirdik?
BÜTÜN BUNLAR NEDEN?
Birisi zenginlik içinde büyür, aydınlıkta uyuyordur. Diğeri savaşın ortasında büyür, karanlıkta uyanıktır. Savaşın belirsizliği öyle bir belirsizliktir ki, Heisenberg bile kıskanır bir süre sonra. Einstein, Zweig, Szilard savaştan kaçtığı sırada tam tersine savaşın içine sürüklenen onlarca hayatın içinde buluruz kendimizi.
Baktığımız, kafamızı çevirdiğimiz yıldızlar ne kadar süre daha gökteki değil omuzlardaki rütbelerin yıldızları olursa bir o kadar umutsuzuz, o kadar uzağız Küçük Prens'in hayallerinden. Kendi ülkemizde birbirimize yabancıyız.
Yin ile Yang bile içindeki aydınlık ve karanlığı dostluk ve düzen içinde tutarken nedir bu sürekli karanlıkta kalışımız, karanlığımızla barışamamamız?
Eee peki... Alnım bütün bu anlatılanlardan
Düzeltme: Saat: 12.00
1K Isparta Okuma Grubu olarak 23 Haziran'da Iyaş Otel altı Kahve Durağı'nda saat 12.00'de buluşuyoruz. İlk toplantımız tanışma ve kitap belirleme olacaktır. Katılımlarınızı bekliyorum. :) Sesimizi duyuranlara şükranlarımı sunuyorum.
Katılabilecek olanları bekliyorum. Sayımızı belirleyelim...
1- Tuğba
2- insan okur
3- Seher Ş.
4- Mehtappp
5- https://1000kitap.com/sokratesla9
-Adını sorunca, iki dakika düşünüp söyleyen dâhi olur mu hiç?
-Dâhiliğinden öyle yapıyor. Babası öyle öğretmiş. "Adın bile sorulsa düşünmeden söyleme," demiş. Çünkü dâhiler hep düşünürmüş.