Mayyak karı! dedim içimden kitabın son sayfasını çevirirken. “Yine gözlerimin ferini, uykumu, iç huzurumu çaldın Mayyak karı!” Şebnemden bahsetmiyorum elbette yazardan bahsediyorum. Beni her kitabında ayrı bir çukura atan sevgili yazardan. Ben mi Ayfer Tunç okuyorum, Ayfer Tunç mu benim canıma okuyor, karar veremiyorum.
Yeni kitabı çıkmış, Annemin Uyurgezer Geceleri. Celladına aşık olmak mı denir buna bilmiyorum ama sevinçten deliye döndüm. Lakin temin edemedim kitabı, hemen baskısı bitmiş. Onun yerine uzun zamandır okuma listemde bekleyen Yeşil Peri Gecesi’ni bastım bağrıma. Bu beni biraz idare ederdi.
Kapak Kızı-Yeşil Peri Gecesi-Osman üçlemesinin ikinci kitabı Yeşil Peri Gecesi. Bu kitabın adını ilk duyduğumda hava alanlarındaki kitapçılarda satılan, insanlar tatilde bir solukta okuyuversin diye yazılmış, bol erotik soslu, sabun köpüğü gibi bir kitap sanmıştım. Kitabın kapağı da bu düşüncemi gayet destekliyordu. Edebiyatın derin sularına henüz atlamadığım zamanlardı, Ayfer Tunç’u da zaten tanımıyordum.
Nasıl olduysa bir gün Suzan Defteri okudum. Yazar için “eli kırbaçlı bir tanrıça” benzetmesini, yanılmıyorsam, ilk o zaman yapmıştım. Sonra yolum serinin ilk kitabı olan Kapak Kızı’na düştü. 1,5 yıl aradan sonra da Yeşil Peri Gecesi’ne.
Birinci kitapta Şebnem’in adı sıkça geçse de hikayesini bilmiyorduk. Kapak kızıydı Şebnem, playboy dergilerinin yıldızı, herkes ona aşıktı. İkinci kitapta Şebnem’in kendi ağzından hikayesini dinliyoruz. Doğrusal bir çizgide ilerlemiyor anlatı. Kronolojik bir sıra olmaksızın yaşamından kesitler sunuyor bize kahraman. Hikayeyi anlatırken 43-44 yaşında olmalı şebnem, yıl da 2009-2010. Mutlu bir aileye doğmuş. Annesi dünyalar güzeli bir kadın, hemşire. Babası da yakışıklı bir mühendis. “Biz eskiden, çok eskiden, akşamları mutluyduk”
Bu kitap ile birlikte Robert Seethaler’in Türkçeye çevrilmiş tüm kitaplarını okumuş bulunuyorum. Fena bir kitap sayılmaz ama bana yeni bir şey sunmadı, hele ki Toprak’dan sonra. Toprak’tan sonra diyorum çünkü kitabın konsepti Toprak’a çok benziyor. Uc uca eklenmiş insan hikayeleri.
Yıl 1966, yer Viyana. Şehir İkinci dünya savaşından sonra yeniden küllerinden doğmaya çalışıyor. Kahramanımız Robert Simon şehrin işlek bir yerinde bir kafe açıyor. Simon ile birlikte biz de kafeye gelen müşterilerin hikayelerine ortak olmaya başlıyoruz.
Savaşlara tanıklık etmiş insan hikayelerini okumayı severim ama bu sefer çok etkileyici bulduğumu söyleyemeyeceğim. Diyeceklerim bu kadar.