''Namuslu değilim,ama ben tek başıma bir hiçim,kaçınılmaz olan sosyal kötülüğün küçük bir parçasıyım sadece.
...Demek ki namuslu olmamamın suçlusu ben değilim,zaman.''
'' Diz üstü çöküp aynaya baktı ve orada kendi aksi yerine oğlu Bünyamin'in yüzünü gördü.Kendi kendine ''düş görüyorum'' dedi.Düş gördüğümden şüphe edemem.Düş görüyorum,öyleyse ben varım.Varım ama ben kimim ?''
Yazar mekan iskeleti olarak 17.yy Konstantiniyye tarihsel dekorunu kullanmış ama bu roman alışıldık tarih romanlarından farklı ! Hem Descartes'in ''düşünüyorum o halde varım '' sorgusuna farklı bir yorum getiren felsefik, hem de içinde teşkilatların,körlerin,dilencilerin,ilim adamlarının ,tüccarların bir potada eritildiği fantastik bir labirentten masal.
Romanın inşasında çimento olarak uykuyu kullanmış yazar.Gerçek mi düş mü sorusunu her defasında bunların yerlerini değiştirerek sorgulamamızı istemiş.Çimentonun üstüne ölümsüzlük arayışını,altına kıyameti eklemlemiş.
Kitabı bitirirken tabii ki şunu soruyorsunuz kendinize : Ben şimdi düşünüyorum,birinin düşündüğünü de düşünebiliyorum,ya ben de birinin düşlediği biri isem !