Varlığının nedeni olan mücevheri taşımak için yaratılmış bir montür (pırlantanın güzelliğini ortaya çıkaran, onların olduğundan daha büyük ve ışıltılı gözükmesini sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Taşların yerleştirildiği çerçeve anlamına geliyor.) gibiydi. Bu, kanaatimce Roark’u en güzel betimleyen cümlelerden bir tanesi.
İnsanların çoğu Roark’u, gördükleri en antisosyal yaratık, böbürlenemeyecek kadar kibirli, uzlaşmaya yanaşmayan, itici bir tip olarak yorumlarlar. ‘Ben insanlarla ancak yalnız oldukları zaman geçinebilirim’ diyen birisine o ‘sevgi’ dolu kucaklarını açamazlar. Okuldan atılması, parasızlığı da bu niteliklerine eklendiğinde, zaten toplum tarafından dışlanılmak için her zemini hazırlamış olur. Yardımsever gözükmeyi kınar, bunu insanları manipüle etmek için kullandıklarına bu yüzden de aşağılık olduklarına dikkat çeker. Ateşi ilk bulan insan, onu diğer insanlara götürürse bunun bedelini yanarak öder, tekerleği bulursa ilk iş olarak o kişiyi çarklarda ezerler. Yaratıcı insanlar sürekli bedel öder fakat ikinci el bir ‘hayatı’ tercih edenler asalak gibidirler. İnsanları köleleştirirken, tasmanın iki ucunda da ilmik olan bir ip olduğunu unuturlar. Kendi benlikleri olmayan, başkalarının içinde yaşayan o insancıklar. ‘Ciklet gibi cümleler. Çiğnenmiş, atılmış, sonra alınıp yeniden çiğnenmiş, bir ağızdan diğerine geçmiş, oradan ayakkabıların tabanına, oradan yine ağıza, oradan beyne gitmiş…’ Roark’un derdini ben biraz Suç ve Ceza’daki Razumihin’e benzettim. Hatırlarsanız orada da Razumihin şöyle diyordu; ‘Kişilikten yoksunluk! İstedikleri bu! Ve bundan büyük bir haz duyuyorlar. Yani, kendileri olmamak, olabildiğince kendilerine benzememek! En büyük ilerleme onlara göre bu! Sıraladıkları saçmalar bari kendi uydurmaları olsa…’ Tabii Roark ile Razumihin