Onca yılın ardından, beynin uzak kıvrımları arasından ansızın çıkıp gelir, küçük çıtırtılarla dokunurlar. "Moruğu bulduk, moruğu bulduk!" diye saklanılan izbelikte sevinçle ellerini çırparlar. Görüntüler birbirini çiğneyip amansızca itişerek sıraya girmeye çalışır. Bir kez yakalandıktan sonra diğerlerinin yetişmesi uzun sürmeyecektir. (Syf. 10)
"Babam bana çocukken ne derdi biliyor musun? 'Beş doksan sekiz.' İnsan vücudundaki bütün kimyasallar şişelenip satılsa bu kadar edermiş. Eğer her gün çalışıp kendimi kanıtlamazsam ben de ancak bu kadar edermişim. Beş doksan sekiz."
Küçükken, anne babaların çocuklarını otomatikman sevdiklerini zannederdim. Öğretmenlerim öyle öğretmişti. Verdikleri kitaplarda böyle yazıyordu. Ben buna inanıyordum. (Syf. 72)
Çok boyutlu, çok duyumlu deneyimimizi tek bir sözcüğe indirgediğimiz anda, bizi çevreleyen sonsuz zenginliği bozmuş, insanoğlunun hayal gücünü iğdiş etmiş ve totaliter bir düzeni zorla kabul ettirmiş oluyoruz.
Dünyayi sözcüklerle tutsak ettik. Bu süreçte biz de, kendi sözcüklerimizin tutsağı olduk.
(Syf.41)