Babil

Babil
Winston slender blue

Babil

, bir kitap okudu
Puan vermedi·215 syf.·
2026 183. kitabı
Michel Foucault
7.9/10 · 775 okunma
Reklam
Giderken
Giderken ardına bakmaz insan, çünkü bakmak bir ihtimal anlaşılmaya hâlâ inanmaktır. Oysa umut, çoktan yırtılmış bir mektubun bir köşesinde unutulmuştur. Kimi zaman konuşmak istemezsin, çünkü kelimeler yetmez, çünkü duyan kulak yok, çünkü herkes yalnızca cevabını bildiği soruları sorar sana. Bir suskunluk büyür içten içe, bir yalnızlık değil bu, daha fazlası: anlatsan da duyulmayacak olmanın kesinliği. Bir öfke değil bu, daha derini: kendini terk edişin sancısı. Ve insan, herkesin içinde, kimseye değmeden yürür gider. Bir yabancıya dönüşür kendi cümlelerinde bile. Ve en sonunda, belki bir balinanın içi kalabalıktan daha sıcak gelir
Şiir
Émile Durkheim’in İntihar Kitabı Üzerine Felsefi Bir inceleme
Puan vermedi·468 syf.··
2026 45. kitabı
Émile Durkheim’in 1897’de yayımlanan İntihar adlı eseri, sosyolojinin bilimsel bir disiplin olarak doğuşunu simgelemekle kalmaz, aynı zamanda insan varoluşunun toplumsal dokusuyla iktidar arasındaki karmaşık ilişkiyi sorgular. Durkheim, intiharı bireysel bir çöküşten ziyade toplumsal bir ayna olarak ele alır ve bu yaklaşımıyla modernitenin yalnızlık, normların çözülmesi ve kolektif anlam arayışı gibi meselelerini açığa vurur. Ancak bu eserin felsefi derinliği, yalnızca toplumsal bağların niteliğiyle sınırlı kalmaz; intihar, aynı zamanda iktidarın birey üzerindeki görünmez elleriyle nasıl şekillendiğini de ima eder. Bu makalede, Durkheim’in intihar teorisini, iktidar ilişkileriyle kesişen bir perspektiften inceleyecek, Michel Foucault’nun biyopolitika kavramıyla bağlantılar kurarak modern toplumdaki intihar olgusunun yeni bir okumasını sunacağız. İntiharın Toplumsal ve İktidari Zemini Durkheim, intiharı bireysel psikolojiden kopararak toplumsal dinamiklerin bir ürünü olarak tanımlar. Ona göre, intihar oranları, bireyin kişisel eğilimlerinden çok, toplumun kolektif bilincinin ve yapısal özelliklerinin bir yansımasıdır. Kitapta tanımladığı dört intihar türü—bencil (egoistic), özgeci (altruistic), anomitik (anomic) ve kaderci (fatalistic)—toplumun birey üzerindeki düzenleyici ve bağlayıcı gücünün farklı tezahürlerini temsil eder. Ancak bu türler, yalnızca toplumsal entegrasyon ve düzenleme derecesini değil, aynı zamanda iktidarın bireyi nasıl kuşattığını veya terk ettiğini de gösterir. Bencil intihar, bireyin topluma yeterince entegre olamaması sonucu ortaya çıkar ve modernitenin bireycilik vurgusuyla ilişkilendirilebilir. Özgeci intihar, bireyin kendini topluma (veya onun bir idealine) aşırı derecede adamasıyla gerçekleşir; bu, kolektif bir otoriteye boyun eğmenin
İntiharEmile Durkheim · Pozitif Yayınları · 2013953 okunma
RAMAZAN; Ruhun Derinliklerine Bir Yolculuk
Puan vermedi·327 syf.··
2026 120. kitabı
Ramazan, zamanın akışında bir durak, insan ruhunda bir devrimdir. Oruç, bu mübarek ayın yalnızca bir ritüeli değil, aynı zamanda bir varoluşsal deneyimdir; bedenin suskunluğuyla ruhun konuşmaya başladığı, insanın kendi özüne döndüğü kutsal bir süreçtir. Bu ay, gökyüzünden inen bir rahmet, yeryüzünde filizlenen bir merhamettir. Peki, Ramazan orucunun anlamı ve önemi nereden gelir? Bu sorunun cevabı, hem bireyin iç dünyasında hem de insanlığın kolektif bilincinde saklıdır. Orucun Anlamı: Bir Varlık Sınavı ve Manevi Uyanış Ramazan orucu, ilk bakışta bir vazgeçiş gibi görünür: Yemekten, içmekten, dünyevi arzuların peşinden koşmaktan vazgeçiş. Ancak bu vazgeçiş, gerçekte bir kazanımın kapısını aralar. Oruç, insanı kendi sınırlarıyla yüzleştirir; açlık ve susuzluk, bedenin kırılganlığını hatırlatırken, iradenin gücünü ortaya çıkarır. Bu, bir varlık sınavıdır; insan, ne kadar zayıf olduğunu fark ederken, aynı anda ne kadar büyük bir potansiyel taşıdığını keşfeder. Oruç, nefsin zincirlerini kırmak için bir araçtır. Günümüz dünyasında, tüketim ve haz odaklı bir yaşam, insanı kendi ruhundan uzaklaştırmıştır. Ramazan, bu zincirleri sorgulama ve kırma fırsatı sunar. Yemekten içmekten uzak durmak, sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda bir irade beyanıdır: “Ben, arzularımın esiri değilim; ben, ruhumun efendisiyim.” Bu bilinç, insanı Allah’a yaklaştırır; çünkü oruç, bir kulun Rabbine sunduğu en saf niyetlerden biridir. Kimse oruç tutanı göremez, bu ibadet yalnızca Allah ile kul arasındadır. İşte bu gizlilik, orucun samimiyetini ve derinliğini artırır. Kur’an, orucun gayesini *“takva”* ile açıklar: *“Ki takvaya eresiniz”* (Bakara, 183). Takva, Allah’a karşı derin bir saygı ve sevgiyle dolu bir yaşam sürmektir; kötülükten sakınmak, iyiliğe yönelmektir. Oruç, bu
Din
Dine Karşı Din / Anne Baba Biz SuçluyuzAli Şeriati · Fecr Yayınları · 20091,562 okunma
Reklam