George Orwell daha öncesinde 1984 kitabı ile tanıştığım bir yazar. 1984'ü bitirdikten sonrasında içimde tüm kitaplarını okuma isteği doğdu. Fakat o zaman elime diğer kitapları geçmediği için içimdeki istek yavaş yavaş azaldı.
Bu zaman aralığında bir arkadaşımın tavsiyesi ile Maksim Gorki'nin Ana kitabını okudum ve aşırı hoşuma gitti. Sonrasında Ana kitabı üzerine yorumlar okurken, George Orwell'in reel sosyalizm karşıtı bir kitap yazmış olduğunu ve kitabın da Hayvan Çiftliği olduğu öğrendim. Sevdiğim bir kitabın konusu olan ideolojiye karşı bir kitap yazıldığını öğrendiğimde artık kendimde bir mecburiyet hissettim. Ve kesinlikle iyiki okumuşum dediğim bir kitap. Karşıtı olduğu ideolojiye verilebilecek en güzel cevaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
Kitabın konusuna gelirsem bir çiftlikte hayvanların insanlara karşı bir isyan çıkartıp çiftliği elegeçirmeleriyle başlayarak, bunun üzerinden devam ediyor. Hayvanların aralarından en zeki olduğunu düşündükleri bir türü lider olarak benimsemeleri ve tam anlamıyla "eşitlik" içerisinde yaşamaları üzerine devam ediyor. Daha ilerisini anlatmam okumayanlar için tat kaçırıcı olacağından dolayı devamını okuyucuya bırakıyorum.
Kitap içerisinde herhalde hayatım boyunca unutamayacağım alıntılar, sözler ve bakış açısı kazandırdı.
Kendimce incemelerimde rutin haline getireceğimi düşündüğüm soruya gelirsek;
Tavsiye eder miyim?
Benim gözümde okunması gereken bir kitap, öncesinde neye karşıt olduğunu daha net olduğunun anlaşılabilmesi için Ana kitabının da okunması gerektiğini düşünüyorum.
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,9bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bu olayı sadece bir sinema başarısı olarak değil, toplumun yüzüne tutulan bir ayna olarak görmekte yarar var. Türk toplumu, Recep İvedik’te kendini seyrediyor. Özellikle büyük şehirlerde sokağa çıktığınızda karşılaştığınız on kişinin sekizi ona benziyor. Bu açıdan “toplumsal bir fenomenle karşı karşıyayız!” demek herhalde yanlış olmaz.
Eskiden Kemal Sunal filmleri çok tutulduğu için, insanın aklına ister istemez Şaban tiplemesi ile Recep İvedik tiplemesi karşılaştırmak geliyor. Şaban, büyük göçün başlangıcında köyden şehre yeni gelen, alçakgönüllü gecekondu mahallelerinde oturan, başını döndüren şehir karşısında köy safiyeti taşıyan, etrafa şaşkın şaşkın bakan bir tipti. Şehrin katakullilerine aklı ermezdi.
Yüksek binalara bakarken şapkası düşerdi. Gördüklerine hayran olurdu. Karşısına çıkan kızın yüzüne bakarken ağzını toplayamazdı.
Şaban zamanla şehre alıştı. Oturduğu gecekondunun yerine kaçak bir bina dikti, altına da bir dükkan açtı. Akrabalarıyla birlikte siyasi bir partinin yandaşları arasına girdiği için himaye edildi. Artık kentlilere çekinerek bakmıyordu, eline para geçmişti.
Kentli kızları aşağılıyor, sokakta karşısına çıkanlara amaçsızca kötülük ediyor, ikide bir “haaaayt ulan!“ diye bağırıyor, milli maçlardan sonra silah sıkıyordu. Yüzünden o insani gülümseme silinmiş, tam tersine gördüklerini aşağılayan, hakaret eden bir nefret yerleşmişti. Kentin yeni efendisiydi o ve eski efendileri aşağılamak hakkına sahipti.
Böylece Şaban Recep’leşti. Ve Türk toplumu kendi yüzünü Şaban’da değil, bu yeni Recep’te görmeye başladı. Çünkü Şaban’lar hızla azalıyor, Recep’ler ise her geçen gün artıyordu. İstanbul’un “kodamanlarını” önüne diziyor ve “adam olun laaaan!” diye bağırıyordu.
Bu dönüşümü siyasi bir gelişme sananlar fena halde yanılır. Mesele kültürün değişimidir.
Bildiğin gibi değil Milena... Kadınlığın önemli değil! Sen benim için el değmemiş bir kızsın, senin gibi apak biriyle karşılaşmadım ki! Böylesine arınmış birine el uzatmak yürek ister. Benim elim kirli, titrek, kararsız. Kimi zaman pençeyi andıran bu terli, bu soğuk eli nasıl uzatırım sana?