Netflix'te Mary Shelley'in Frankenstein kitabından uyarlanan yeni bir film çıktı!
Ben de hem kitap hem de bu yeni film hakkındaki bütün yorumlarımı Alıntılarla Yaşıyorum YouTube kanalımda detaylı olarak paylaştım.
İzlemek isteyenler için: youtu.be/b1A648YhxYA
Bu kitap yorumunu Instagram profilimde de bulabilirsiniz: instagram.com/alintilarlayasi...
"Olmak istediğimiz kişi olabilmiş miydik?" (s. 252)
Hyunam-Dong Kitabevi kitabı, Kore edebiyatı teması altında uzun zamandır karşıma çıkan kitaplardan biriydi. İlgi alanıma da hitap edeceğini düşündüğüm için sonunda bu kitabı okudum.
Bu kitapla hayatım arasında bazı benzerliklerin olduğunu fark ettim. Sevdiğin bir işi yapmakla zorunda olduğun bir işi yapmak arasındaki fark, benim de kendi mesleğimi yaparken içine düştüğüm çıkmazlardan biriydi. Mimarlıktan mezun olduktan sonra 1 yıl çalışıp ardından tamamen istifa ettiğim için bu kitabı çok daha iyi anlıyorum.
Çünkü baş karakter Youngjou da, eski işinde tatildeyken bile çalışan bir insanken sonrasında kendi kitabevini açıyor. Kitabevini açtıktan sonra her ne kadar maddi bir darboğazdan geçmek zorunda kalsa da, insanlarla manevi ve sosyal bağlar kurup hayatı gerçekten yaşadığını hissediyor.
Kitapta Youngjou'nun kitabevine bağlı bir kitap okuma grubu kurup bunu işletmesini de 5 yıldır yönetmeye devam ettiğim online kitap okuma grubuma benzettim. Gerçekten de bu hayat, benzer kitapları okuduğunuz insanlarla birlikte olunca çok daha keyifli geçiyor.
Hayatın risk almaya değip değmeyeceğini de okuyabileceğiniz bu kitapta, insanın kendi tutkusuna giden yolun tabelasının üstünde "cesaret" yazdığını görüyoruz. Çünkü cesaretsiz ve risk alınmamış bir hayatın, başkalarının boyunduruğunda geçen edilgen bir hayat olarak kalacağını düşünüyorum.
Jack Nicholson'ın başrolde oynadığı Guguk Kuşu filminde çok sevdiğim bir sahne vardı. Hiç kimsenin kaldırmaya yanaşmadığı bir lavaboyu gören Jack Nicholson kollarını sıvar ve neredeyse imkansız olanı yapmaya girişir. Sonrasında başaramadığında ise "En azından denedim" der. İşte sırf
YouTube kitap kanalımda Nietzsche Ağladığında kitabı için hazırladığım videoyu izleyebilirsiniz: ytbe.one/nLLeUV0Up5k
100 tane kişisel gelişim kitabına bedel bir kitap okumak ister misiniz? O halde şu an doğru incelemeyi okuyorsunuz demektir.
Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak sizi çok geliştirecek ve bakış açınızı değiştirecek kitaplar önerdim, bu yüzden yorumlara bakmayı unutmayın.
Nietzsche Ağladığında kitabı, bugüne kadar hep karşıma çıkan kitaplardan biriydi. Ama bu kitabı kendim için öyle doğru bir zamanda okudum ki, adeta küllerimden yeni bir benlik inşa ettiğimi hissettim. Hem Nietzsche’nin dediği gibi insan “Önce kül olmadan nasıl yeni olabilir ki?”
Kül oldum ben de bu kitabı okurken. Kendimi hem Nietzsche’nin hem de Breuer’in yerine koydum. Yeri geldi evlilik sorunlarım oldu Breuer gibi, yeri geldi içimdeki esas hakikati aradım Nietzsche’nin yaptığı gibi. Ama değişmeyen tek şey vardı: Bu kitabı okurken 100 kişisel gelişim kitabına bedel olduğunu anlamıştım.
Üstelik bu kitabı 4 yıldır devam ettiğim kitap okuma grubumla birlikte bu ay okuduğumuz için benim için yeri çok ayrı oldu. Çünkü hem ay boyunca Irvin D. Yalom hakkında öğrendiğim bilgileri Telegram grubumda paylaştım hem de Nietzsche’nin hayatı hakkında çok daha fazla bilgiyi öğrenebildim bu süreçte.
Kalabalıklar içinde yürürken aklımda sürekli varoluş ve yaşam hakkındaki sorularımla birlikte yürürüm. Bu kitap benim bu felsefi adımlarıma çok destek oldu bu zaman diliminde. İnsanların oradan oraya sorgulamadan yaptığı gidişleri içinde bana yaşam ve ölüm dengesini, hayattaki esas hakikatin ne olduğunu ve Nietzsche’nin çektiği acıları düşündürdü.
Artık ölümümle arkadaşız. Her yere kendisiyle birlikte gidip geliyorum. Aynı Ingmar Bergman’ın Yedinci Mühür filminde olduğu
Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/C5loYitt-Vf
Her yaşa hitap eden, akıcı ve hayatını baştan aşağı sorgulayabileceğin bir kitap mı arıyorsun? İşte o kitap: Martin Eden!
Bu incelemeye yorum yazan bütün okurlara bir kitap önerisi hediye ettim. Yeni kitap önerileri için bu incelemenin yorumlar kısmına bakabilirsiniz.
Martin Eden'ı bugüne kadar okumadığımdan dolayı çok utanıyordum. Kitaplığımın bir köşesinden bana bakan bu kitabı okumak için doğru zamanın gelmesi gerektiğini biliyordum. Bu yüzden bir kitabı doğru zamanda okumanın önemine inananlardanım.
Bu kitap aslında başlı başına bir bilgi felsefesi kitabı gibi. Hakiki bilgiyi nereden ve nasıl keşfedeceğimize dair bir serüven. Bir nevi modern bir Odysseia destanı. Martin'in inişlerini ve çıkışlarını okumak o kadar keyifliydi ki, kendi hayatımdan da pek çok benzer nokta buldum onu okurken.
Martin Eden, 0'dan zirveye giden bir başarı hikâyesi aslında. Bu hayatta hiçbir şey bilmesek bile farklı alanlarda pek çok kitap okuyarak kâmil bir insan olmaya erişebileceğimizin kanıtı adeta. Bu yüzden kitap okumanın önemini küçümsemeye çalışan insanlara Martin Eden kitabını önerebilirsiniz.
Bu kitabı okurken Martin'in istekleriyle toplumun beklentilerinin çelişmesi benim aklıma hep Engin Geçtan'ın İnsan Olmak kitabını getirdi. Çünkü gittiğimiz işlerin çoğu bizim esas istediğimiz benliğin arayışlarına uymayan işler. Bu yüzden Engin Geçtan'ın dediği gibi toplumun içine çıktığımızda bize dayatılan rol benliklerle birlikte yürümek zorunda bırakılıyoruz.
Martin’i o kadar iyi anlıyorum ki, onun başkaldırısı sadece yaşadığı topluma karşı değil. Açgözlü patronlara. Yozlaşmış iş dünyasına. Sonu gelmeyen beklentilere. Aşkın ailelerce istenen taleplerine. Hayatın bitmek