Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/C5loYitt-Vf
Her yaşa hitap eden, akıcı ve hayatını baştan aşağı sorgulayabileceğin bir kitap mı arıyorsun? İşte o kitap: Martin Eden!
Bu incelemeye yorum yazan bütün okurlara bir kitap önerisi hediye ettim. Yeni kitap önerileri için bu incelemenin yorumlar kısmına bakabilirsiniz.
Martin Eden'ı bugüne kadar okumadığımdan dolayı çok utanıyordum. Kitaplığımın bir köşesinden bana bakan bu kitabı okumak için doğru zamanın gelmesi gerektiğini biliyordum. Bu yüzden bir kitabı doğru zamanda okumanın önemine inananlardanım.
Bu kitap aslında başlı başına bir bilgi felsefesi kitabı gibi. Hakiki bilgiyi nereden ve nasıl keşfedeceğimize dair bir serüven. Bir nevi modern bir Odysseia destanı. Martin'in inişlerini ve çıkışlarını okumak o kadar keyifliydi ki, kendi hayatımdan da pek çok benzer nokta buldum onu okurken.
Martin Eden, 0'dan zirveye giden bir başarı hikâyesi aslında. Bu hayatta hiçbir şey bilmesek bile farklı alanlarda pek çok kitap okuyarak kâmil bir insan olmaya erişebileceğimizin kanıtı adeta. Bu yüzden kitap okumanın önemini küçümsemeye çalışan insanlara Martin Eden kitabını önerebilirsiniz.
Bu kitabı okurken Martin'in istekleriyle toplumun beklentilerinin çelişmesi benim aklıma hep Engin Geçtan'ın İnsan Olmak kitabını getirdi. Çünkü gittiğimiz işlerin çoğu bizim esas istediğimiz benliğin arayışlarına uymayan işler. Bu yüzden Engin Geçtan'ın dediği gibi toplumun içine çıktığımızda bize dayatılan rol benliklerle birlikte yürümek zorunda bırakılıyoruz.
Martin’i o kadar iyi anlıyorum ki, onun başkaldırısı sadece yaşadığı topluma karşı değil. Açgözlü patronlara. Yozlaşmış iş dünyasına. Sonu gelmeyen beklentilere. Aşkın ailelerce istenen taleplerine. Hayatın bitmek
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
YouTube kitap kanalımda Beton'u ve diğer Thomas Bernhard kitaplarını nasıl okumanız gerektiğinden bahsettim: ytbe.one/5bKKeH6c3Tw
Sizi son zamanlarda okuduğum en çarpıcı yazarla tanıştırmak istiyorum. Onun adı Thomas Bernhard.
Adına yakışır biçimde, insanı betona çarpmış kadar etkileyen bu kitabı okurken aklıma Nuri Bilge Ceylan'ın dediği bir söz geldi. Son filmi Kuru Otlar Üstüne için Cannes'da düzenlediği bir basın konferansında şöyle bir cümle söylemişti:
"Hayatımızdan memnun değilsek, nerede olursak olalım başka bir yerde mutlu olabileceğimiz avuntusu bize iyi gelir."
Bu cümleyi duyduğumdan beri hiç unutmuyorum, kelimesi kelimesine aklımda... Çünkü çok doğru. Stefan Zweig , II. Dünya Savaşı psikolojisinin ona yaşattığı baskıdan dolayı Brezilya'ya gitmişti. Ama aklındakilerden uzaklaşamadığı için orada karısıyla birlikte intihar etmişti. Demek ki biz bu dünyada nereye gidersek gidelim, bizimle birlikte kaçınılmaz olarak gelen bazı şeyler var.
İşte bu kitaptaki Rudolf da "başka bir yerde mutlu olabileceğinin avuntusuyla" yaşayan ama yine en çok kendisinden kaçamayan bir karakter. Bulunduğumuz şehirlerde arayıp bulamadığımız aidiyetler bizi buna mecbur kılıyor. Aslında hayat bitmeyen bir aidiyet arama döngüsü gibi —bir türlü girdabından çıkamadığımız.
Laurence Sterne'nin Tristram Shandy kitabının önsözünde Orhan Pamuk'un bahsettiği bir konuyu hatırlıyorum ve ben bu konuya çok önem veriyorum. İnsanoğlu, "küçük hikayeler"le oyalanmaktan "büyük hikaye"ye geçemiyor. Çünkü insanın dikkatini dağıtan, algısını kendisine çekmesini talep eden ve sorun üreten pek çok şey arasında yaşıyoruz.
Bütün bunların yanı sıra ilk kez bir Bernhard kitabına böyle uzunca bir inceleme yazıyorum burada. Türkiye'deki okunma sayısının çok az olduğunu biliyorum. Bu yüzden bugüne kadar yaptığım gibi bu