Dino Buzzati' nin ilk romanı. Tatar Çölü' ne giden yolda ilk durak.
Zamanını kötü yönettiğini düşünenler, kafayı taktığı her ne olursa olsun uzun süre unutamayanlar ve hayatı yeterince dolu dolu yaşamayanlar bu kitabı okuyarak ürperebilirler, tavsiye ederim.
-- spoiler --
Hikaye hiçbir şey olmadan akıp geçen zaman ve anıları sadece üç beş eşyadan oluşan Barnabo' dan oluşuyor.
Sırf kendini hayatının boşa gitmediğini inandırmak için, artık önemi kalmamış eski hatıralardan başka bir şey olmayan, cephaneliğe geri döner ve gerçekle ancak o zaman yüzleşir. Hayatının en güzel yılları aslında o kadar da önemli olmayan bir şeyi beklemekle geçirmiştir ve artık bu konuda yapılabilecek bir şey yoktur. Yazgıdan intikamını alması gibi bir durum yoktur. Zaman kafayı öne eğip olan biteni kabullenme zamanıdır.
-- spoiler --
Bugün de mezarının başı ucundayım.
Sabahın erken saatlerinde uyandım; uyanır uyanmaz yastığına sarıldım, sonra da yatağımızın yanındaki telefon kürsüsünün üstünde duran gümüş çerçeveli fotoğrafını kaldırıp öptüm, ve, fotoğrafı gözlerimin önünde tutarak, “Sen benimlesin,” dedim.
Evet. “Benimlesin,” dedim.
Aşkımızın ve derin dostluğumuzun gücü, bir de yalnızlığımın buruk acısıyla söyledim bunu. Hatırlatmama gerek yok, biliyorsun, yalnızlığım yeni değil; yıllar öncesi ayrılık taşlarıyla inşa ettim yalnızlığımın kalesini. Yalnız arada bir, ve korka korka, kalemden çıkıp yurt hasreti imajlarının gölgesinde dolanıyordum.
Beni o imajların gölgesinde buldun.
Nasıl oldu bilmiyorum, duvarları kırıp kaleme girdin, ve o günden sonra benim hayatımda her şey değişti.
Beni bulduğun gün ben yalnızca bir tek ben’dim ve hayatta o güne kadar bildiklerimden çok şey bilmiyor, gördüklerimden çok bir şey görmüyordum; sense, senden fazla bir sen’din ve senin yanında ben de senin gördüklerini görmeye başladım.
Yıllar geçti aradan.
Şimdi elimde mezarının toprağını okşuyor, ve, “Sen benimlesin,” diyorum kendi kendime.
Benim Regina’m!
“Benimlesin” kelimesi hiç solmayacak, hiç pörsümeyecek, hiç sönmeyecek benim dudaklarımda.