Sineklerin Tanrısı, yüzeyine bakıldığında, herhangi bir kanuna bağlı olmadan, ıssız bir adada tek başlarına hayatta kalmaya çalışan çocukların hikayesidir. Adada her şey ilk başta güzel giderken bir gün bunlar bozulacaktır. İki ana karakterimizin çatışmasıyla olacaktır bu. İkisi de lider özelliklerine sahip olan-yahut kaderlerinde lider olmak olan diyeyim, çünkü liderlik, hakkında çokça tartışılabilecek bir şeydir - Jack ve Ralph ilk başta iyi anlaştıklarına kendilerini inandırsalar dahi, Jack cehalet ve hırslarına yenik düşerek kilise korosunu ve büyüklerin çoğunluğunu alarak kendi kabilesini oluşturur, adanın kontrolünü ele alır. Artık adanın vahşi bir kısmı vardır. Her geçen gün otoritesinin farkına varan Jack, adayı korku krallığına dönüştürmüştür. Bu korku krallığının ortak korkusunun temeli umutsuzluktan oluşur. Adanın vahşilerden uzak kalan kısmı Ateşi, yani umudu temsil ederler, insanlık için olan umudu. Vahşi taraf ise av ve ölümü temsil eder, bu da ilkellik ve umudun kaybolması demektir.
Umudunu kaybetmeye başlayan adadakiler ölü bir paraşütçüyü canavar sanarlar ve ondan korkarlar, böylece adadaki korkunç olaylar başlar.
Bu adada aklı başında olan iki kişi vardır, domuzcuk ve simon. Günümüz kanunlarına uyan ve kanunların koruması gereken insanları temsil ederler. Ancak ikisi de vahşice Jack’in kabilesi tarafından öldürülür. İkisinin de ortak noktası ise canavara inanmamalarıdır. Simon sezgileriyle hareket eder ve sezgileri genelde doğru çıkar, korkunun etkisiyle Simon’ı bir canavar sananlar onu öldürmüşlerdir ve hiç pişmanlık duymamışlardır. Aynı kişiler ise bir zaman sonra Domuzcuk’u öldürmüşlerdir ve pişmanlığı bırak zevk duymuşlardır. Böylece adada umut kalmamıştır ve ada tamamen vahşileşmiştir. Adadaki umudun son temsilcisi de ölmüştür çünkü. İşte kitap