Bazı kitaplar hakkında yorum ya da inceleme yapmak ne yazık ki mümkün olmuyor. Sevgili Zulfü Livaneli’ye yazdığı bu şaheser için şükranlarımı sunuyorum. Son olarak ise
“ Serenad für Nadia. “ :)
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2015164,1bin okunma
İlginc bir insan Zweig belli kısma kadar hadi artık dedirtip yarısından sonra bitmesini istememenizi sağlıyor. Olağanüstü bir gece belli normlara, hayatınızdaki tüm monotonluğa ya da olduğunuzu düşündüğünüz insana şüphe uyandırıyor. İcimizde her zaman duvarların arkasına sakladığımız kişinin delici bir olayla nasıl ortaya çıkabileceğini cok guzel anlatıyor. Doğru ya da yanlış, bir sey kazandırsa veya kaybettirse bile oldugumuz kişinin aslında tüm duyguları daha gerçekçi yaşatıp bizi sonunda daha mutlu etmesi ya da üzmesi, diğer kişilerin taktığımız maske ile bizi sevmesi ve kabul etmesinden cok daha önemli. Olduğunuz gibi sizi kabul edip, yargılamayacak bir kişi diğer türlü olan yüz kişiden cok daha gerçekçi çünkü.
“ Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… İçimizdeki seytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey, hakikatleri görmekten kaçmak ihtiyadı var. “
Sonlarına doğru yazılan bu satırlar kitabın özeti niteliğindeydi. Anlık zevklerde olduğunuz kişi mi sizsiniz yoksa anlar geçip gittikten sonra geriye dönüp bakan kişi mi? İlerleyen her satırda bu soruyu kendime çokça sordurmasına rağmen hala tam olarak cevabını veremedim. Benim içimdeki şeytan Ömer’de olan gibiydi bir gün sonrasını göremeden tüm duygularını, tüm tutkularını, hatalarını, açlığını ortaya düşünmeden koyan.
Gözümü açıp, beni bulunduğum hayata farklı bakmamı sağlayan kitapları seviyorum. Sabahattin Ali benim içimdeki şeytanı bana gösterip, dizginlememe yardımcı oldu.
Aşkın Sonu, ilk önce karakterlerin hayatlarının anlatıldığı ve tek bir gözden gördüğümüz ağır ilerleyen bir filmin ilk yarısı gibiydi. Sarah’nın günlüğü ile birden ikinci yarı başladı. Günlüklere gelene kadar en az Bendrix kadar ben de Sarah’ya karşı nefret duydum. Doğru ya da yanlış olsa bile Sarah’nın kendi inançları ve Bendrix’e olan sevgisi, onun icin kendi hayatından vazgeçmesi ön yargılarımı tokat gibi yüzüme vurdu. Empati içinde empati yaparken kendimi bulduğum bir kitaptı. Sevgi ile nefretin, fedakarlık ile vazgecişlerin, öfke ile affedişlerin ne kadar ince çizgi üzerine kurulu olduğunu çok güzel anlatmış Greene.
Genel olarak kendimizi gördüğümüz kitapların içinde çok daha fazla yaşarız, daha net betimler, daha net yaşadığımız hayatla kıyaslarız. Guy Montag’de kendimden çok parça gördüm. Yıllardır süregelen kalıplar, dayatılan ya da sanki istedikleri kişi olmak zorundaymışız fakat bunun yanında içimizde bize ait olan duygular, kişilik, fikirlerin çatışmasında kendi doğrularımız ve inandığımız her değer icin özümüzü bulup, tüm dış seslerden kendimizi kurtarmak. Montag küçük bir kızın onu anlaması ve ona dayatıldığı şekilde yaktığı kitapların içeriğini ve ne anlattıklarını merak edip okumasıyla buldu kendi özünü. Ray Bradbury ne kadar bilimkurgu şeklinde yazmış olsa da zaman ilerledikçe teknoloji ile birlikte bu durumun biz görmesek dahi ileride gerçek dünyada olmaması icin hiçbir sebep yok.