Bozkırın ortasında bir demiryolu istasyonu olan Boranlı’da görevli Yedigey, uzun yıllardır bu ıssız coğrafyada yaşamaktadır. Bir gün, çok sevdiği dostu Kazangap’ın öldüğü haberini alır. Onu, atalarının yattığı kutsal Ana-Beyit mezarlığına defnetmek ister. Fakat mezarlık uzak, yolculuk zorludur. Buna rağmen Yedigey, dostluk, sadakat ve geçmişe bağlılık duygularıyla bu son görevi yerine getirmeye kararlıdır.
Yedigey’in yolculuğu yalnızca bir cenaze taşıma süreci değil; aynı zamanda hayat, dostluk, insanlık, gelenekler ve modern çağın getirdiği yozlaşmaya karşı bir iç hesaplaşmadır. Yedigey, Kazangap’ın ailesinin ve özellikle oğlu Sabitcan’ın vefasızlığıyla karşılaşır. Şehir hayatının, insanları kendi köklerinden kopardığını ve değerleri nasıl aşındırdığını görür.
Roman boyunca bozkırın yalnızlığı, demiryolları, eski dostluklar ve teknolojik gelişmeler arasında sıkışmış bir hayat anlatılır. Arka planda ise Sovyetler’in uzay çalışmalarını yürüttüğü “Sarı-Özek 1 Uzay Üssü” yer alır. Gökyüzüne fırlatılan bir uzay mekiği ile gömülmeye götürülen bir insanın ölümü, insanoğlunun varoluşsal yalnızlığı ve ilerlemeye rağmen ruhsal gerilemesi arasında çarpıcı bir karşıtlık oluşturur.
Cengiz Aytmatov, bu eserinde hem geleneksel bozkır insanının dramını, hem de evrensel insanlık hallerini derin bir şiirsellikle işler. “Gün Olur Asra Bedel”, hem yerel hem de evrensel bir romandır. Bozkırın sarsıcı sessizliği içinde yankılanan, zamana ve ölüme dair unutulmaz bir anlatıdır.