Şimdi tüm dürüst insanlar çıldırmış durumda. Yalnızca, vasat ve yeteneksizler yaşamdan keyif alıyor. Fyodor Dostoyevski
Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil. Fuzuli
https://1000kitap.com/gonderi/253733155
Türk genci, inkılâpların ve rejimin sahibi ve bekçisidir:
Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Rejimi ve inkılapları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır, demiyecektir. Hemen müdahale edecektir ve kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz inkılâp ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, fakat aslâ yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkûm edecektir. Gene düşünecek "demek adliyeyi de islâh etmek, rejime göre düzenlemek lazım" diyecek. Onu hapse atacaklar, kanun yolunda itirazlarını yapmakla bereber,
meclise telgraflar yağdırıp haklı ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını, kayrılmasını istemiyecek... Diyecek ki: "Ben iman ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir."
İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği.
Mektuplar arasında gerçekten ilginç olanlar vardı. Örneğin Surrey bölgesinin Croydon kasabasından Mr. Bayard Simmons, Atatürk'e daha çok kadınları kurtaran önder gözüyle bakıyordu. Mr. Simmons, kadınlara oy hakkı tanınmasını savunduğu için kendi ülkesi İngiltere'de hapse girmişti. Oysa ki Atatürk Türk kadınına seçme seçilme hakkı da dahil bütün eşitliği sağlamıştı. Bu bakımdan kadın hakları savunucusu İngiliz, Atatürk'e hayrandı.
Ölümüne de o ölçüde üzülmüştü. Mr. Bayard Simmons 11 Kasım günü şunları yazdı:
“Kadınlara oy hakkı kampanyasını savunmuş olduğum için kendi memleketimde hapse girmiş ilk İngiliz olarak Türkiye Cumhurbaşkanı'nın ölümü üzerine derin üzüntülerimi sunabilir miyim? O'nun kendi ülkesinin kadınları için yaptıkları bütün dünyanın feministlerince ebediyyen minnetle anılacaktır. Yaşasın Kemal Atatürk ülkülerine dayanan Türkiye Cumhuriyeti!''
Henüz en demokratik sayılan Batı Avrupa ülkelerinin bazılarında bile kadınlara seçme, seçilme hakkı tanınmamışken, Türk kadınlarının erkeklerle tam eşit olarak bütün medeni haklardan yararlanmaları milletvekili olarak Parlamentoya girmeleri Türkiye dışında büyük hayranlık ve gıptayla izlenmişti. İngiltere'de bile kadın haklarını savunan insanların hapse atıldıkları bir sırada Atatürk'ün Türk kadınına bahşettiği eşitlik büsbütün değer kazanıyor, takdir ediliyordu. Bu bakımdan kadın haklarını savunan Mr Simmons, "Yaşasın Kemal Atatürk ülkülerine dayanan Türkiye Cumhuriyeti!” demekten kendisini alamamıştı. Bu gibi kimselerin gerçekten Atatürk'ün zamansız ölümüne derinden üzüldükleri görülüyordu.