- İnsan kendini öğrendi.
- Sonra başını kaldırdı ve diğer insanlara baktı.
- Evet.
- İnsan paradan önce harcamayı öğrendi.
- Sonra harcayacağı bir şey kalmadı ve diğer insanlara baktı.
- Evet.
- Diğerleri ne yapıyorsa o da aynısını yapmaya başladı.
- Yani kendini harcadı.
- Evet.
- Ve insanın başına kendisinin getirdiği en büyük felaket olan...
- Heba...
- Dönemi başladı.
Bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey, ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kâfi mazeretler tedarik etmiştir.
İçinde şeytan dediğin o şeyin en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun? Sizin gibi beş hissinden başka duygu vasıtası olmayanlar bu daimi korkudan kurtulamazlar. Asıl sebep ve illetlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır. Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler, ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. Yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir.
"Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?"
"Günümüzde insanların neden birbirlerini anlayamadığını, basit kavramların etrafında nasıl bu kadar kavga çıkarabildiğini, edebiyatta, sanatta ve diğer kültürel alanlarda neden gittikçe köreldiğini anlamak istiyorsak lisanın zihindeki yerini yeni veriler ışığında derinlemesine düşünmeliyiz. Ayrıca dilimiz üzerinde oynanan oyunların ne kadar yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini yine bu bağlamda değerlendirme zamanı çoktan geldi.
Bu mesele hayatî mertebede önemlidir, zira lisanımız olmadan var olmamız mümkün değildir."