Gogol’un Palto ’su , Müfettiş ‘i yazarın hikayelerini edebiyatta ayrı bir yere koysa da, Taras Bulba da onun sadece hicivde ya da insanın trajedisinde değil destansı anlatıda, karakter kurmada ve toplumsal ruhu yansıtmada da ne kadar güçlü bir figür olduğunu gösteriyor.
Kitapta yer alan Taras Bulba ve Mirgorod Öyküleri her biri kendi içinde başka bir kapı aralıyor, kimi yerde hüzün, kimi yerde korku, kimi yerde hiciv, kimi yerde ise insanın içini yoklayan o derin yalnızlık öne çıkıyor. Eseri asıl güçlü kılan şey ise bence Gogol’ün dili ve anlatımı. Cümlelerini sanki bir kuyumcu sabrıyla işliyor, en küçük ayrıntıyı bile gelişi güzel bırakmıyor, yaptığı betimlemelerle bir sahneyi göstermekte ötede sahnenin ruhunu da hissettiriyor. Bu yüzden hikayelerinde yalnızca anlattıklarıyla değil, anlatış biçimiyle de iz bırakıyor ve klasik olmayı tam da burada hak ediyor.
Gogol birbirinden farklı öyküleriyle insanı, toplumu ve hayatın değişik yüzlerini anlatıyor. Bir yanda eski zamanların sakin ve hisli dünyası beliriyor, bir yanda taşra insanının gülünç ama düşündürücü halleri öne çıkıyor, bir yanda korkunun ve bilinmeyenin karanlık atmosferi kuruluyor, bir yanda da savaş, cesaret ve bağlılık duygusu daha sert bir tonda hissediliyor. Her öyküsü başka bir ruh haline, başka bir insan manzarasına açılıyor. Okur da bu metinlerde yalnızca olayları değil, insan doğasının çelişkilerini, zaaflarını, tutkularını ve içten içe büyüyen yalnızlığını da izliyor.
Gogol’un alameti farikası en sıradan görünen ayrıntılardan bile canlı bir dünya kuruyor ve yalnızca bir olayın değil, bir ruh halinin içine çekiyor. Eseri insanın hafızasında sesi, gölgesi ve duygusu kalan bir okuma deneyimiyle, güçlü anlatımı ve atmosferli betimlemeler ve yer yer hicivle beslediği insan manzarası arayanlar öylküleri beğenerek