"ama bence gerçekten neler olup bittiğini bulma olasılığı o kadar anlamsız bir şekilde uzaktır ki yapılacak tek şey bu hissi bir kenara bırakıp kendine oyalanacak bir şeyler bulmaktır."
İnsanları canlı ve ölü diye ikiye ayırmak bir hata; sadece ölü-canlı ve canlı-canlı insanlar mevcut. Ölü-canlılar da yazıyor, yürüyor, konuşuyor, hareket ediyor. Fakat hata yapmıyorlar; sadece makineler hata yapmaz ve tek ürettikleri cansız nesnelerdir. Canlı-canlılarsa hataya düşer, aranır, sorgular, eziyet çeker.
Aynısı yazdıklarımız için de geçerlidir: yürür ve konuşurlar fakat ölü-canlı da olabilirler, canlı-canlı da. Gerçekten canlı olan hiçliğin karşısında durur ve ara vermeksizin saçma, "çocukça" sorulara cevap arar. Cevaplar yanlışmış, varsın olsun; düşünce hatalıymış, varsın olsun. Hatalar gerçeklerden daha değerlidir: gerçekler makinelerden çıkar, hatalarsa canlıdır; gerçekler güven verir, hatalarsa rahatsızlık.
Otuz yıl önce Türkiye'de silahlı kuvvetlerin "paha biçilemez hizmetlerini" alkışlayanlara, ama yalnız onlara değil, Kenan Evren'i mahkum edip Türkiye'de darbeyle kurulabilmiș bir arenaya bugün rahatça yerleşenlere soralım bunu:
Kapitalizmin selameti uğruna binlerce kişinin, yüzlerce kişinin, tek bir kişinin hayatını feda etmeye hakkınız var mı?