Bu yaşadığım hayat, o kadar benim değil ki herhangi bir saatimde birisi gelip de bana "Haydi kalk, sıran geldi, kendi kendin ol!" diye bağırsa sanki böyle bir şey mümkünmüş gibi inanıp koşacağım. Bu his bende o kadar kuvvetli...
"Bir ömür bitebilir." diyordu. "İnsan ölebilir, çıldırabilir. Bir enkaz, bir çöp, bir iskelet, bir cife olabilir. Fakat yalansız yaşayamaz. Ölüm bile arkasından dayanacağı bir yalan olmazsa tahammülsüz bir şey olur."
İnsan nelere alışmaz ki... Zaten hayat dediğimiz bu kapalı dairenin asıl mucizesi, bu alışmak değil midir? En sevdiğimiz mahlukları bile kaybetmeğe alışmıyor muyuz? Günlerce, aylarca, senelerce görmemeğe, mutlak kat'i bir gurbet içinde yaşamağa alışmıyor muyuz?