Kadın düşmanlarının kadınları nasıl aptal yerine koyduklarını anlamaya başlamıştım. Kadın düşmanları Tanrı gibiydiler: Tepeden tırnağa güçlü. Yeryüzüne iniyor ve sonra gözden kayboluveriyorlardı. Onları ele geçirmek olanaksızdı.
Bilimci ve filozof gibi yetenekli şahsiyetlerin yanına maharetli usta figürünü ekleyen sanayici sınıfının hedefi, proletaryayı vasıflı ve vasıfsız işçi hiyerarşisine göre bölmek ve emeği tedricen disipline etmekti. Buna karşılık işçi sınıfı hareketi, vasıfsız işçilerle vasıflı ustaların siyasi çatışmanın aynı tarafında olduklarını görebilecekleri bir birleşik cepheyi savunmakta ısrar ediyordu. Fakat bu pozisyonu korumak için, taktik sebeplerle, zihin emeğini kol emeği içinde, bireysel emeği de kolektif emek içinde ayrımsızlaştırıp massetmek zorundaydı. Dolayısıyla siyasi strateji açısından, bölünmüş bir cepheyi birleştirmek için her türlü emeğin beden emeği olduğunu ilan etmek (ama her türlü emeğin aynı zamanda zihin emeği olduğunu es geçmek) gerekiyordu. Böylece kolektif bilginin tamamı –maharet, uygulama becerisi, hatta bilim de dahil- ortaklaşa emeğin dışavurumu haline gelmeliydi.
"Bir çantanın düşüşü, bunca gereksiz hamallığın bir anda yere saçılışı ve bir canlının oyunu, neşesi, hiç boşluk bırakmadan art arda gelebiliyorsa, demek ki hiçbir şey dural değil, yeter ki beceriksiz olabilelim, yeter ki çantamızı düşürmekten korkmayalım, yeter ki yerlere saçılan eşyalarımızın ardından yas tutmayalım."