Roma'nın başlangıcında bütün Aşağı Guadalquivir havzası bir bataklık idi; ilkel Aşağı Rhône'a veya Fransız sömürgeleştirmesinden önceki Mitica'ya benzetilebilecek bir şey bu; fakat Endülüs, Baetica, Roma İspanyası'nın kalbi ve bir kentler bahçesi haline gelecekti; kısa zamanda çok güzel ve çok kalabalık olan bir bahçe.
Bu ovaların zenginliğinin öteki yüzüdür: Az sayıda ve gelir getiren ürünlerde uzmanlaşan ova halkı, gündelik gıdaları için kısmen dışarıya bağımlı olmaktadırlar. Zeytinyağı, üzüm, şarap, kumaş ve mamul eşya ihracatçısı olan Endülüs kentleri aynı zamanda Kuzey Afrika buğdayı sayesinde yaşamaktadırlar. Bu buğdaya egemen olan, biraz da onları elinde tutuyor demektir. Vandallar, Endülüs kentlerinin de suç ortaklığıyla, 5. yüzyılda bu buğdaya sahip olmuşlardır. Bir sonraki yüzyılda Bizanslılar onları buradan çıkardığında, Endülüs de hemen Bizans tarafından fethedilmiştir. Arapların sırası geldiğinde, Endülüs onlara da direnememiştir.
Endülüs "fethedildiği" her seferinde, yeni tacın en güzel mücevheri haline gelmektedir. Gelişmekte olan bir Müslüman İspanyası'nın kalbi olmuştur. Bu devlet kuşkusuz İber yarımadasının kuzeyine o kadar iyi yayılamamıştı, ama onun kıyılarından, ilkel halklarından ve hareketli tarihinden kolaylıkla ayırdedilmesi mümkün olmayan Küçük Afrika'ya doğru genişlemişti. Bu kentler bahçesinde iki büyük kent, Cordoba ve daha sonrada Sevilla bulunmaktaydı. Cordoba bütün İspanya'nın, bütün Müslüman ve Hıristiyan Batı'nın okuluydu; her iki kent de sanat başkentleri ve uygarlık merkezleriydi.