“Müslümanların asırlar boyu süren gerilemesi aralarında cehaletin ve batıl inanışların yayılmasına yol açmıştır. Bu şerler de sonradan müslümanı mutluluğu kör inanışta aramaya, yüzeysellik ve kaba softalığa eğilim duymaya, ya da ruhunu ‘şeyhine’ teslime yöneltmiştir.”
Çalmak;
İnsanın ihtiyaç duyduğu şeyi alması değil, tam aksine ihtiyacı olmayan şeyi yığıp biriktirmesidir. Bir cemaatin din anlayışının gerekleridir bunlar. Kur'an'ın da, ''mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan'' Hümeze, 104/2; ''cimrilik eden ve kendi kendine yeterli olduğunu zanneden'' Leyl, 92/8; ''servet toplayıp da yığan ve hayırda harcamayan'' Mearic, 70/18; ve ''malı mülkü sınırsız bir sevgiyle seven'' Fecr,89/20 kimseleri durmadan lanetlemesi manidardır .
"Gayelerden gayelere yükselen felsefi bir diyalektikle ve son aşamada da diyalektiğin yerini vahyin devralmasıyla insanın kendi eyleminin nihai gayelerini bulup keşfedebilme imkanı, İslam felsefesinin en önemli konusudur."
Halife Harun er-Reşid (786-809) Ankara'yı zaptettiği veya Halife el-Me'mun (814-833) Bizans İmparatoru 2. Mikail karşısında bir zafer kazandığı zaman, her iki halifenin de savaş tazminatı olarak eski el yazması kitapların kendilerine verilmesini istemeleri son derece manidardır.
“Budur işte insan-ı kâmil... O kendisinde bütün varlıkların tohumunu taşır. Bütün hakikatleri kucaklayabilir, onun varlığıyla dünya kıvamına kavuşur... O Allah’ın yeryüzündeki halifesidir... Ve Allah vardır demek, âlem de birdir demektir.”