Dışarda, dokuztaş oyununda onu bekliyorlardı. Belindeki iki üç gündür yer etmiş ince ağrı gevşemiş, Çıtırtıyla çözülmüştü. Çözülme kandı demek. Koşan, bağıran, atlayan çocukluğuna doğru yayılıyordu kanamâ. İçeri girdiğinde annesi, odanın kıyısında, toptancıya iç çamaşırı dikiyordu gene. Çirişli bez kokusu toz toz dağılıyordu odada.
Sardunyalar güneşte kırmızıydı.
Nazan o gün tüm kırmızıları ayırmış, tek tek özenle görmüştü. Yerdeki, iplikleri seçilen, kilimin kırmızısı ölüydü. Gördüğü baskın kırmızılardan değildi.
O gün Nazan kilimin öyle kırmızı olmadığını da öğrendi.
Annesi güneş gelir diye perdeleri indirirdi, kilimi gölgeye almak için. Ne zaman solmuştu? İzleyememişlerdi anne kız.
“Ne sandın ya, canım kızım benim? Büyüyorsun demek.
Ağlama bakalım? Korkacak bir şey mi bu? Olur hep büyüyünce. Tonozun orda, dışarda koşuşturmanın bir sonu olacak, değil mi ya? Azar azar durulmanın başlangıcıdır. Sopalarla dükkân kepenklerinde gürültü çıkarmak yavaş yavaş bitecek. İki yıl ön. ce saçında kurdela durmazdı. Çocuk saçıydı. Geçenlerde Ni. gâr'lara giderken bağladım ya arkadan, elimde topladığımda tok tok geldi saçların. Kızım büyüyor dedim, ne iyi!”
Bitmez tükenmez yoksulluk yüklenmeleri annesindeki gençlik öfkesini azaltmış, yerini dingin, sarıcı bir sevecenlik al mıştı. Bu da Nazan'ı durgunlaştırıyordu.
— Ben hastayım, yatacağım,
— Hadi canım! Çık dışarı, oyna. — Çıkmam, utanırım.
— Çık oyna. Kim bilecek büyümeye başladığını? — Bilmeseler de bir yanımdan belli olur. — Yok yok, bir anneler bilir.
— Selmin'in herkes bildi büyüdüğünü. Büyüdü bu kız artık, dediniz ya! Arsalarda oğlanlarla konuşuyor.
— O başka. Annesi olmayanlar arsalarda daha çabuk büyür. — Anne, bu kanı durduralım, n'olur istemiyorum.