Yusuf Atılgan'ın pek romanı yok zaten. İnsanı konumlandırdığı '3 konumu' incelediği 3 romandan tanıyoruz onun uzun eserlerinin dokusunu. Bu kitabı Anayurt Oteli'nden bir süre sonra okumuştum. Ne yalan söyleyeyim, Anayurt Oteli hayata 'fazla' dokunuyor gibi gelmişti. Sevmemiştim. Hatta bitiremedim bile onu. Dolayısıyla bu kitaba da kafamda önyargılarla başladım. Aradan geçen birkaç yıldan sonra Yusuf Atılganın kalemine mi aşinalaştım yoksa bu kitap bana Anayurt Otelinden daha çok mu hitap ediyor bilemiyorum ama çok sevdim. Flanörlük-Dandy'lik düzleminde belki edebiyatımızdaki ilk karakter olan Bay C. (Felatun Bey benzeri tiplemelerin çalışma kaygılari hâlâ vardı bence Bay C.'de bunu hiç görmüyoruz) okuyuculara geçim sıkıntısı olmayan insanların da sıkıntıları olabileceğini gösterir. Cebinde para olan insanlar da depresyona girebilir, ağlayabilir, çaresiz hissedebilirler. Yusuf Atılgan iyi bir gözlemci miydi yoksa psikoloji mi okumuştu bilmiyorum ama insan bağları hakkındaki yorumlarının çok isabetli olduğunu düşünüyorum. Annesi o küçükken ölen ve teyzesi tarafından yetiştirilen Bay C, teyzesiyle babasının ilişkine şahit olmak, babasından gördüğü şiddet gibi travmalarından ötürü kimseye güvenli şekilde bağlanamaz. Tabi burada evde sürekli değişen hizmetçilerin de güvenli bağlanmayı etkileyen bir unsur olduğundan söz etmeliyiz. Ayşe'yi iş arkadaşından kıskanır, Güler'i kendisine uyumsuz bulur ve hep aklındaki ideal kişi hedefiyle yanındaki insanlara boş verir. Öte yandan güvensiz bağlanan insanların genelde çevrelerinde güvensiz bağlanan insan bulundurması gerçeği de Ayşe'nin Bay C'nin onu terk edeceği fikriyle ondan ayrılması şeklinde işleniyor. Yani yalnızca Bay C. değil, onunla aylarca sevgili olan Ayşe'nin de çocukluğunda yaşadığı sorunlar olduğunu görüyoruz.
Bu