6 yıldır uygulamada hep başka yazarların kitaplarını övdüğüm yeter, bugün size kendi kitabımı övmeye geldim. :)
Kitabımın konusundan bahsedeyim;
Ana karakterimiz Mert, 'herşey idim, hiçbir şeye değmezmiş' sözünün ete kemiğe bürünmüş halidir. Oldukça varlıklı bir ailede büyümüş ve iyi bir eğitim almıştır. Ailesini hayatının merkezine koyduğu için başka arkadaşa, dosta ihtiyacı olmamıştır hiçbir zaman. Bir gün ailesi ile araçla eve dönerken trafik kazası geçirirler ve aile bireylerinden (anne, baba, abi) yalnızca Mert kurtulur. Ancak Mert o arabanın içinde bütün dünyasını da yitirmişdir.
Yaşayan tek akrabası olan anneannesi Mert'e sahip çıkar ve okulunu bitirmesi için elinden gelen her seyi yapmaya çabalar. Ne yazık ki anneannesi de bir kaç yıl daha yaşadıktan sonra vefat eder ve böylece Mert'in hayatta kimsesi kalmamış olur.
Aramızda yaşayan bir gölgeden farksızdır artık, gideceği, sığınacağı ya da güvenebileceği kimsesi kalmamıştır.
Ailesinden ve anneannesinden yüklü miktar miras kalmıştır ancak Mert yalnız başına hayata uyum sağlayamamaya başlayacaktır.
Yaşamını sonlandırıp ailesine kavuşacağı cesareti de kendinde bulamaz ve sonunda yalnızlığının çaresini evine oda arkadaşı aramaya başlamakla arar.
Bir gün evine döndüğünde kapısının önünde gizemli bir kız ile karşılaşır. Kızın gidecek bir yeri yoktur, eğer yardım etmezse sokakta kalacağını söyler ve Mert buna gönlü razı olmayarak kızı evine davet eder.
Mert'in yeni kiracısı olmuştur artık Bahar ve kısa sürede iş bularak kirayı ödemeye başlayacağının da sözünü verir. Başarısız bir kaç iş arama deneyiminden sonra nihayet beş ortak arkadaşın beraber işlettiği bir kafede iş bulur ve kısa sürede bu beş arkadaşı çok severek ev sahibi Mert'i de bu güvenilir insanlarla tanıştırmak ister.
Ancak Mert, yeni kiracısı Bahar'a
.
Geceler boyu yüreğimle aklımın yaptığı savaşlara tarafsız bir tanık olarak katıldım. Hesaba kitaba vuracak değilim şimdi.
...Tek kişilik bir tartışmaya dönüştü yaşamım. Her şey benim içimde başlayıp bitiyor...
.
Shakespeare'in, 1605,06 yıllarında yazılan ve büyük bir olasılıkla ilk kez sarayda oynanılan Macbeth'in konusunu İskoçya söylencelerinden alması çok doğaldır. Çünkü Kraliçe Elizabeth 1603'de varis bırakmadan ölünce, İskoçya Kralı IV. James, I. James adıyla İngiltere tahtına geçmişti. Shakespeare'in çalıştığı tiyatro topluluğunu koruyan bu kralın, doğaüstü yaratıklara ve özellikle cadılara merak duyduğunu, hatta bu konuyla ilgili Demonology adlı bir kitap yazdığını hesaba katarsak, Macbeth gibi bir tragedyanın I. James'in ilgisini çekeceği besbelliydi.
İki bin satırdan oluşan bu eser, Shakespeare'in kaleme aldığı en kısa tragedya, ayrıca Mina hanım üşenmemiş saymış ve oyunda tamı tamına 33 kere 'blood' (kan) kelimesi geçiyormuş.
İskoçyalı bir soylu olan Macbeth, savaştaki üstün becerileriyle İskoçya Kralı yaşlı Duncan'ın gözüne girer. Macbeth, dostu Banquo ile ülkesine dönerken yolda karşılarına üç tane cadı çıkar ve Macbeth'in geleceğine dair kehanetlerde bulunur. Kralın kendisine iki tane beylik hediye edeceğini ve ileride tahta geçerek ülkenin yeni kralı olacağını söylerler ve bir an da ortadan yok olurlar, bu kehanetlere dostu Bonquo ile bir anlam veremezler. Macbeth ülkesine döndüğünde kral kendisine iki tane beylik verecektir ve cadıların kehaneti de böylece gerçekleşmiş olur. Bu durumu karısına mektup ile bildiren Macbeth son kehanet olarak gösterilen yeni kral olma işini şansa bırakmaz ve Kral Duncan, oğulları ve maiyetinde ki askerleri şatosuna ziyafete davet eder. Gece olup herkes uyuyunca gizlice odaya girerek kralı öldürüp suçu maiyetinde ki adamlara ve oğullarına atarak yeni kral kendisi olur ve böylece cadıların tüm kehanetleri gerçekleşmiş olur
Shakespeare, bir insanın yükselmek için ne kadar alçalabileceğinin çok güzel portresini Macbeth karakteri