İlk defa Wulf Dorn yazarının beğenmediğim bir kitabını okudum. Kaza yapmış halde bulunan Laura, hem psikolog hem de polisler tarafından sorgulanıyor. Kazanın gerçekleştiği köye gidildiğinde ise ortada tek bir insan bile yok. Kitabın arka planında verilen mesajlar aslında güzel ancak doğaüstü gerilim türü benim çok ilgimi çekmediği için kitap beni çok içine çekemedi.
Yine de gizem unsuru sonuna kadar merakı canlı tutuyor, fakat benim için beklentimin biraz altında kaldı.
Serenad’ı okuduktan sonra ilk düşündüğüm şey: “Bu zamana kadar neden okumadım?” oldu. Serenad, Zülfü Livaneli’nin kaleminden çıkan ve hem duygusal hem de tarihsel yönüyle derin izler bırakan bir hikâye.
Hikaye, ABD’den gelen yaşlı profesör Maximilian Wagner’in Türkiye’ye gelmesiyle başlıyor. Wagner’in 1930’lu yıllarda yaşadığı büyük aşk, Struma Faciası ile kesişiyor ve bu noktadan sonra roman, sadece bir aşk hikâyesi olmaktan çıkıp insanlık tarihinin acı dolu sayfalarına dokunuyor.
Tarih ve kurgu o kadar güzel harmanlanmış ki, yıllar önce insanların yaşadığı acıları gerçekten hissediyorsunuz. Özellikle Struma gemisinde yaşananlar, çaresizlik ve kayıp duygusunu çok güçlü bir şekilde hissettiriyor.
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,9bin okunma
Annemin Uyurgezer Geceleri, Ayfer Tunç’tan okuduğum ve yine beni hayal kırıklığına uğratmayan bir kitap oldu. Okuması oldukça akıcı ve keyifliydi. Otuz yıl boyunca saplantılı ve sağlıksız bir aşkın içinde yaşayan Şehnaz’ın hayatını okurken, hem annesinin hem de anneannesinin yaşadıklarına da tanıklık ediyoruz. Anne-kız ilişkilerindeki sevgi ile nefret arasındaki ince denge etkileyici bir şekilde yansıtılmış. Aynı zamanda, kadınların toplum içinde maruz kaldıkları baskılar ve yıllar boyunca omuzlarında taşıdıkları yük de güçlü bir biçimde hissettiriliyor.