Peyami Safa ile tanıştım.
Yazara hep ağır bir dili olduğunu okurken çok zorlanırım gözüyle bakıyordum. Eserin hiçte öyle olmayışı, yazarın kaleminin bu denli akıcı olması beni şaşırttı, birçok eski kelimeyi de öğrenmeme vesile oldu ve önyargılarımdan kurtuldum diyebilirim. Eseri otobiyografik olarak nitelendirebiliriz. Çünkü ismini öğrenemediğimiz başkahramanın dizindeki ciddi hastalık, aslında Safa’nın ilköğrenimine devam ettiği yıllarda sağ kolunda kemik vereminin ortaya çıkmasıyla benzeşmektedir. Kitabın bu denli güçlü betimlemelerine sahip oluşu hastanenin, doktorların, hasta bakıcıların, tedavilerin ve o hastane kokusunu bile alabiliyor oluşumuz yazarın deneyimlemiş olduğu kötü anların birer yansıması olduğunu düşünüyorum. Ah hastalığın yanında başkahramanımız birde Nüzhet’ e duyduğu aşkla bizde ek bir hüzün yaratıyor. Bir çırpıda bitecek eser; psikolojik açıdan, aşk acısı ve bir hastanın çevresinde olup bitenleri böyle güçlü betimlemesiyle ve insanı durup düşündürecek çarpıcı sözleriyle bizi etkisi altında bırakıyor,üzüyor.