Hz. Ömer bir gün ümmetin sırdaşı olan Huzeyfe b. Yemân' dan fitnelere dair bazı hadisleri duydu. Derin derin düşünmeye başladı. O bu haldeyken İbn Abbas geldi. Hz. Ömer'i böyle görünce İbn Abbas sordu: Ne bu hâlin ey Emirü'l- Mü' minîn? Çok düşücelisin." Hz. Ömer cevapladı: " Ey İbn Abbas! Söyler misin, bu ümmetin kitabı bir, peygamberi bir ve kıblesi bir olduğu hâlde nasıl olur birbirlerine düşebilir ve ve fitne kapılarını kırabilir?" Bu soruya İbn Abbas'ın verdiği cevap sedece Hz. Ömer'e verilmiş bir cevap değil, aslında kıyamate kadar tüm müminlere verilmiş bir cevaptı. "Ey Müminlerin Emiri! Biz, bize indiren kitabı okuduk, anladık, âyetlerin neden indirildiklerine vakıf olduk ve bunlarla amel ettik. Ama daha sonra gelecek olanlar, Kur' ân'ı okuyacaklar ama anlamayacaklar. Bu sefer her biri " Bana göre..." deyip kendilerine göre görüşler oluşturacaklar. Böyle olunca da ihtilafa düşüp birbirlerine girecekler."
Selmân-ı Fârisi Medain valisiyken bir gün Medâin'i sel bastı. Bütün dünyalıkları bir bohçaya sığan o büyük insan bir taşın üzerine çıktı . Eşyalarını kurtarmak için çırpınan insanlara bakarak: " Yükü az olan kurtuldu " dedi.