Bana madem insan özgür değil, o zaman bütün bu va azın anlamı ne diye mi soruyorsunuz? Öncelikle ben size insan özgür değildir demedim; ben insanın özgürlüğünün istemeyi istemek gibi hayali bir güçten değil, harekete ge çebilme gücünden oluştuğunu söyledim. Kaldı ki doğaya bağımlı olduğum için Ebedi Tanrı'nın beni bu hayalleri ka leme almak için yarattığını, beş altı okuru bunlardan fay dalanmak, başka beş altı okuru ise bunları küçümsemek ve yığınla gereksiz yazının arasına terk etmek için yarattığını da söyleyebilirim. Şayet size hiçbir şey öğretmediğimi söyleyecekseniz, daha en başta kendimi bir cahil olarak tanıtmış olduğumu hatırlatırım.
Gelişmiş ahlaki · prensiplerle doğmadığımız da bir o kadar açıktır. Aksi takdirde bütün bir milletin her bir bireyinin kalbine yazılmış bir ahlak prensibini reddetmesi nasıl mümkün olurdu?
"Küçük hırsızlar bile birlik olduklarında, "Hadi gidip ça lalım; dulun, yetimin elinden rızkını alalım" demezler. Aksi ne şöyle derler: "Adil olalım, gidip malımızı onu gasp eden zenginlerin elinden alalım". Hırsızların kendi aralarında 16. yüzyıldan beri basılmakta olan bir sözlüğü bile vardır. 84 Ken dilerinin argo olarak adlandırdığı bu vokabülerde soygun, hırsızlık, vurgun kelimeleri yoktur. Kazanmaya, geri almaya tekabül eden terimler kullanırlar." (1970098571)
Her zaman düşünmediğimi, dolayısıyla düşüncenin idra kimin özü değil, eylemi olduğunu; İstediğimi yapabildiğim sürece özgür olduğumu; Bu özgürlüğün benim irademe bağlı olmadığını; zira ka pısı kapalı olan ve benim anahtarlarına sahip olmadığım odamda kendi isteğimle kaldığımda buradan çıkabilme öz gürlüğüne sahip olmadığımı; zira acı çekmek istemediğim halde acı çektiğimi; zira çoğu zaman hatırlamak istediğim halde düşüncelerimi hatırlayamadığımı; Dolayısıyla irade özgürdür demenin özünde saçma oldu ğunu; zira bu şeyi istemeyi istiyorum demenin saçma oldu ğunu; zira bunun o şeyi arzu etmeyi arzu ediyorum, o şey den korkmaktan korkuyorum demekle eşdeğer olduğunu; nihayet iradenin mavi veyahut kare olmadığı kadar özgür de olmadığını (bkz. no. XII);