İnsanın başka insanların acısına dikizci bir tavır gösterdiği şeklindeki yaygın
antropolojik varsayım hızla azalan empati yetisini açıklamaya yetmez. Artan empati yitimi daha vahim bir duruma, ötekinin kayboluşuna işaret eder. Palyatif toplum acı olarak ötekini ortadan kaldırır. Öteki nesne olarak şeyleştirilir. Nesne olarak öteki de acı vermez.
Sadece geleceğe bakarak kendi evrensel doğası içinde yaşayabilmek insana özgü bir olgudur.
İnsanın, bazen kendini konuya yoğunlaştırmak zorunda kalsa da, varoluşunun en zor anlarındaki
kurtancısı da işte budur.
Doğru dürüst tanınmayan, yalan yanlış bilinen, toplumu içine çeken mutluluk krinin uzağında, bir dizi talihsizlik sonucu, kimsenin mutlu olmayı tahayyül edemeyeceği “kümes” gibi yerlerde yaşamaktan başka seçeneği olmayan “dezavantajlı” topluluklar. Göçmenlik, başında kaskıyla bir çukurun içindeki yol işçisi ya da kamyona asılmış giden temizlik işçisinin suretinde tamamen ekonomik bir varoluştu.
Bu, razı olmaktı. Hayatın getirdiklerine
razı olmak, onlarla oyalanmak, hatta bir tür tembellik. Uzun, yok edici bir tembellik. Bu insanlar neden muhafazakâr olmasınlar? Belki de sahiden mutluydular, küçük şehirleri
aşacak hayalleri yoktu, vardıysa da çoktan unutmuşlardı.