Bir gün bisikletle Wincester’e gidiyordum. Yolumu kaybettim. Bir köy dükkânına gittim. Bana Wincester’e giden en kısa yolu gösterir misiniz, dedim. Bunu sorduğum adam dükkânın arkasında benim
görmediğim birisine seslendi:
“Bir bay Wincester’e giden en kısa yolu soruyor” dedi. İçeriden bir ses geldi:
“Wincester’e mi?”
“Evet.”
“Wincester’e giden yol mu?”
“Evet.”
'En kısa yol mu?”
“Evet.”
“Bilmiyorum.”’
Çoğu zaman faytonun parmaklıklı penceresinden, yarı çıplak çocukların bağrışarak birbirlerini kovaladıklarını görmüştü. Onlara imreniyordu. Sert ve şiddetli oyunları kendisini büyülüyordu. Bu çocuklar, kuzenlerinden daha ilginç geliyordu ona. Soludukları hava daha canlıydı.
Selma, kendilerini Ortaköy Sarayı'na götüren fayton, ay ışığıyla yıkanan Boğaz kıyısı boyunca ilerlerken, bugünün çok güzel, hayatınsa çok tatlı olduğunu düşündü.
Böylesine zengin ve güçlü bir imparatorluğun yıkılacağını söyleyen şom ağızlılara nasıl inanılabilirdi ki?
İhtişamlı Topkapı Sarayı, altmış yıl kadar önce, Sultan Abdülmecid, şanına yaraşır bir biçimde, Dolmabahçe Sarayı'nı yaptırınca, imparatorluk ailesi tarafından terk edilmişti.
Bu sayede, sarayın rutubetli duvarları ardında kapalı kalan sultanlar ve şehzadeler, artık veremeden ölmeyeceklerdi.