Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay’ın bireyin iç dünyasını en sert biçimde açtığı romanlardan biridir. Tutunamayanlar’daki kalabalık sesler burada tek bir zihinde, Hikmet Benol’da toplanır. Roman, bir olay örgüsünden çok bir zihinsel çözülüşün kaydıdır.
Hikmet Benol’un “oyun”ları, eğlence değil; hayata tutunabilmek için geliştirilmiş savunma mekanizmalarıdır. Çünkü gerçek, onun için fazla ağırdır. Bunu kendisi açıkça dile getirir:
“Ciddiye alınmak istiyordum; ama ciddiyet insanı öldürüyor.”
Atay, burada modern insanın temel çelişkisini yakalar:
Ciddiye alınma arzusu ile bu ciddiyetin altında ezilme korkusu.
Oyun: Kaçış mı, Zorunluluk mu?
Romanda oyun, bir tercih değil, mecburiyettir. Hikmet, oyunu bıraktığında gerçekle baş başa kalacaktır ve buna hazır değildir:
“Oyun oynuyorduk; çünkü başka türlü yaşayamıyorduk.”
Bu cümle, romanın omurgasını oluşturur. Atay’a göre toplum, bireye yaşamak için alan açmaz; birey de kendine hayali alanlar yaratır. Hikmet’in kurduğu oyun sahneleri, karakterler ve diyaloglar, aslında onun bastırılmış öfkesi ve yalnızlığının dışa vurumudur.
Yalnızlık: Bir Hâl Değil, Bir Kimlik
Hikmet Benol yalnız değildir; yalnızlıktır. İnsanlarla değil, düşüncelerle yaşar. Bu yüzden temas kuramaz:
“İnsanlara yaklaşamıyorum; yaklaşınca dağılıyorum.”
Atay, yalnızlığı romantize etmez. Aksine, onun ağır ve yıpratıcı tarafını gösterir. Hikmet’in evliliği, dostlukları ve gündelik ilişkileri birer başarısız denemedir. Çünkü o, “normal” hayatın temposuna ayak uyduramaz.
İroni ve Kendini Parçalama
Roman boyunca ironi, bir süs değil; bir hayatta kalma biçimidir. Hikmet, kendisiyle alay ederek var olmaya çalışır:
“Kendimle dalga geçmeseydim, beni çoktan ciddiye alırlardı.”
Bu ironi, okuru güldürmez; daha çok acı bir tebessüm bırakır. Atay’ın mizahı, kahkaha değil,