Papaz Gusto

Papaz Gusto
@Cemba
****Geç kalınmış gibi değil de artık gerek kalmamış gibi….**** ( Mustafa Kemal’in askerleriyiz )
“BİR KEDİ, BİR ADAM, BİR ÖLÜM”
8/10
·202 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 00:00
Bir Kedi kadar gizemli, Bir Adam kadar derin, Bir Ölüm kadar sarsıcıydı bu kitap. Yazmayı başladıktan 29 yıl (!) sonra biten bir kitabı kim merak etmez? O niyetle okumaya karar verdim bu romanı. Zülfü Livaneli’nin kitaplığımda yeri başkadır zaten. 1975 Yılında Stockholm’de yazmaya başladığı, 2000 yılında Antalya’da bitirdiği romanı.. Yakın dostları Yaşar Kemal ve Abidin Dino’nun ‘mutlaka bitirmelisin!’ dediği ve yazarın ‘çeyrek yüzyıllık çaba’ diye bahsettiği ödül almış kitabı.. Kitap, hem el yazılı mektuplarıyla romanın başkarakteri Sami tarafından, hem de yazarın ağzından anlatılıyor. İki yazarlı ve iki finalli bir kitap olması, bu yönüyle şaşırttı beni. 12 Mart mağduru, sürgün bir yazar olan Sami Baran’ın gözünden anlatılıyor. 1980 darbesiyle Türkiye’de yaşadığı çöküşlerden sonra İstanbul’dan İsveç/Stockholm’a iltica eden Sami Baran, orada yattığı hastanede yıllar önce Türkiye’de kendisine işkence eden bir Adamla (bir devlet bakanıyla) karşılaşır. Bu adamla ve kendisiyle hesaplaşması var kitapta Sami’nin; ‘Şiddetten nefret ediyorum, ama ne yazık ki şiddeti durdurmak da şiddet kullanmayı gerektiriyor,’ diyerek açıklıyor bu hesaplaşmayı yazar bir yerde. Ondan intikamını almak için planlar yapar Sami. Ancak anadilin yeri geldiğinde düşmanla da bir anlaşma aracı olabileceğini hesaba katmamıştır. Türkiye’nin yakın siyasi geçmişinden bahsediyor kitapta. Mültecilik ve göçmenlik konularını da ele almış. Mülteciler; aidiyetsizliğin simgesi olarak Adamın içsel sürgünüyle örtüşür. Ve zordur Göçmek; Gittiğin yere yabancı, geldiğin yere hasretsin. Bilmem kaç yaşına gelmişsin, ‘haydi yeniden’ demişsin. Fikir sahibi olabiliyoruz; kim neler yaşamış, ne haksızlıklara uğramış, birilerinin hak savaşı, diğerlerinin haklarının gaspını nasıl meşrulaştırmış.. Öldürmek ile Bağışlamak
Roman-Edebiyat
Bir Kedi, Bir Adam, Bir ÖlümZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202329bin okunma
Papaz Gusto isimli okura yanıt verildi
Papaz Gusto
Funda Usta şöyle söyleyeyim Funda hocam. Önce bekle beni romanını yazıp Serenad, kardeşimin hikayesi, leylanın evi ve diğer romanlarını ondan sonra yazmış olsaydı laf etmezdim de bekle beni ötekilerin çok altında kaldı sanki 😉😉 Livaneli hayranlarının genel düşüncesi de bu yönde
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“BİR KEDİ, BİR ADAM, BİR ÖLÜM”
8/10
·202 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 00:00
Bir Kedi kadar gizemli, Bir Adam kadar derin, Bir Ölüm kadar sarsıcıydı bu kitap. Yazmayı başladıktan 29 yıl (!) sonra biten bir kitabı kim merak etmez? O niyetle okumaya karar verdim bu romanı. Zülfü Livaneli’nin kitaplığımda yeri başkadır zaten. 1975 Yılında Stockholm’de yazmaya başladığı, 2000 yılında Antalya’da bitirdiği romanı.. Yakın dostları Yaşar Kemal ve Abidin Dino’nun ‘mutlaka bitirmelisin!’ dediği ve yazarın ‘çeyrek yüzyıllık çaba’ diye bahsettiği ödül almış kitabı.. Kitap, hem el yazılı mektuplarıyla romanın başkarakteri Sami tarafından, hem de yazarın ağzından anlatılıyor. İki yazarlı ve iki finalli bir kitap olması, bu yönüyle şaşırttı beni. 12 Mart mağduru, sürgün bir yazar olan Sami Baran’ın gözünden anlatılıyor. 1980 darbesiyle Türkiye’de yaşadığı çöküşlerden sonra İstanbul’dan İsveç/Stockholm’a iltica eden Sami Baran, orada yattığı hastanede yıllar önce Türkiye’de kendisine işkence eden bir Adamla (bir devlet bakanıyla) karşılaşır. Bu adamla ve kendisiyle hesaplaşması var kitapta Sami’nin; ‘Şiddetten nefret ediyorum, ama ne yazık ki şiddeti durdurmak da şiddet kullanmayı gerektiriyor,’ diyerek açıklıyor bu hesaplaşmayı yazar bir yerde. Ondan intikamını almak için planlar yapar Sami. Ancak anadilin yeri geldiğinde düşmanla da bir anlaşma aracı olabileceğini hesaba katmamıştır. Türkiye’nin yakın siyasi geçmişinden bahsediyor kitapta. Mültecilik ve göçmenlik konularını da ele almış. Mülteciler; aidiyetsizliğin simgesi olarak Adamın içsel sürgünüyle örtüşür. Ve zordur Göçmek; Gittiğin yere yabancı, geldiğin yere hasretsin. Bilmem kaç yaşına gelmişsin, ‘haydi yeniden’ demişsin. Fikir sahibi olabiliyoruz; kim neler yaşamış, ne haksızlıklara uğramış, birilerinin hak savaşı, diğerlerinin haklarının gaspını nasıl meşrulaştırmış.. Öldürmek ile Bağışlamak
Roman-Edebiyat
Bir Kedi, Bir Adam, Bir ÖlümZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202329bin okunma
Papaz Gusto
Harikulade bir inceleme yazmışsın Funda hocam. Yanlış hatırlamıyorsam sami karakteri aslında Livaneli’nin kendisi. Son romanı bekle beni hariç diğer tüm kitapları çok çok başarılı. Umuyorum yeni yazacağı roman yine bu seviyede olur 👍
Sait Faik’in “ABASIYANIK” kitabını hiç okuyan varmı acaba ? 😁 Bugün birkaç tane kitabını aldım Sait Faik Abasıyanık ‘ın ama burda pek okuyana rastlamadım nasıl bir yazardır görüşlerinizi belirtirseniz çok sevinirim ☺️ Sarnıç Havuz Başı Tüneldeki Çocuk Kumpanya Havada Bulut
1000Kitap
Papaz Gusto
Sait Faik için bişey diyemem ama Reşat Nuri’nin GÜNTEKİN ve ÇALIKUŞU romanını tavsiye ederim keyifli okumalar 😉😉😉😉
“AZİYADE”
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2026 13:58
Aziyade, Fransız deniz subayı Pierre Loti’nin Osmanlı topraklarındaki görevi sırasında yazdığı ilk kitaptır. Çok eski bir kitap bu aynı zamanda (1879). Orijinali Fransızca dilindedir (Aziyadé); kitap daha sonra önce Osmanlı alfabesiyle yayınlanmış, son olarak da Cumhuriyet döneminde Latin harfleriyle modern Türkçeye aktarılmış. Kitaptan önce ben biraz yazardan bahsetmek istiyorum. İstanbul-Eyüp Sultan’da müthiş manzaralı Pierre Loti Tepesi’ne ve bir Kafe’ye adını veren bu insan, aynı zamanda bir yazardır. Görev yıllarında Fransa’dan Türkiye’ye gelir ve Eyüp’te yaşamaya başlar. Türk dünyasına hayranlığı nedeniyle kendi ülkesi ve Batı tarafından karalanır (hatta Nazım Hikmet gibi bazı şairler onu casus olarak da görmüşler, bkz. onun ‘Şarlatan Pierre Loti’ adlı şiiri). Neyse, Milli Mücadele döneminde Anadolu’daki direnişe destek vermesi ve kendi ülkesi Fransa’ya ağır bir dille eleştirmesiyle bizim ülkemizin ilgisini kazanmış. Asıl adı Louis Marie Julien Viaud olan Loti, daha sonra adını değiştirerek ‘Arif Ussam Efendi’ olarak ülkemizde yaşamış. Bu kitapta da Loti’nin Türkleşmesine şahit oluyoruz. Pierre Loti’nin Türkçemizi öğrenme çabaları, okurken tebessüm ettiren satırlardı. Tabii bunda en büyük etken, kitapta adı geçen bayan kahramanımız olmuş. Kitabın konusuna geçersek; bir İngiliz savaş gemisiyle 1876’da Selanik limanına gelen roman kahramanı aracılığıyla yazar, kendi yaşam öyküsü ile kurmaca arasında bu kitabı yazar. Orada Çerkez kızı Aziyade’yi görür ve aşık olur. Selanik’te başlayan ve daha sonra İstanbul’da devam eden bu ilişkiyi, gün gün ve mektuplar tadında okuyoruz. Aynı dili konuşamayan, ama aynı kalp dilini konuşan bu iki insan ve bir de aralarında Türkçe–Fransızca Çevirmen Samuel vardır, Loti’nin en güvendiği insan. O sadece bir Tercüman değil; ilişkinin
Tarıh edebiyat Anı mektup günlük
AziyadePierre Loti · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20211,222 okunma
Papaz Gusto
Güzel inceleme olmuş Funda hocam. Arif Ussam Efendi olarak adının değişmesi tam bir kim 500 milyar ister sorusu😀😀 okumayı düşündüğüm bir kitap. Sizin incelemeniz bize rehber oldu 👏👏👏
“AŞIKLARA YER YOK”
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 00:45
Gündemde olan ‘Masumiyet Müzesi’ne andıran bir kitap daha: Tarık Tufan’ın ‘Âşıklara Yer Yok’ adlı kitabı, aşkın romantik ihtişamından ziyade, yalnızlıkla imtihan hâlini anlatıyor. Sevmek var, ama tutunamamak ta var; Kavuşmak değil, beklemek; Konuşmak değil, susmak hâkim satırlarda.. Ana karakterimiz akademisyen olan Orhan; saplantılı bir bağlılık duyduğu, kendisine çoğu insanın kaldıramayacağı şekilde davranan Firdevs’e aşıktır. Ancak bu aşkın Firdevs’te bir karşılığı yoktur. Orhan’ın gözünde çok güçlü bir kadın olan Firdevs ise, kendisi de saplantılı bir biçimde karşısında güçsüz kaldığı başka bir adama aşıktır. Bir gece yarısı aldığı telefonla Orhan kendini bir anda sayfiye kasabası Saklıkuyu’da bulur. Orada bir Osmanlı sarayının ve İstanbul zenginlerinin sırlarıyla dolu (geçmişte akıl hastanesi olarak kullanılmış, ‘Vedia Sultan Bimarhanesi’ adlı) eski bir köşkün odasına yerleşir. Burada Ahmet Hilmi Bey, Belma ve Defne gibi yaralı ruhlarla tanışır ve kaderin kendisini oraya getirme sebebini anlamaya çalışır. Kitap sondan başlıyor. Orhan’ın geçmişten hatıralarıyla Firdevs’le olan ilişkisini aktardığı için, öncesinde neler yaşanmış olabileceğini, Orhan’ın nasıl bu hale geldiğini merak ederek okuyorsunuz kitabı. Okurken kalabalıklar içinde kaybolmuş bir adamın iç sesini dinler gibi hissettim. Yazarın yapmak istediği tam da bu bence; modern insanların yalnızlığını ve aidiyet arayışını dokunaklı bir dille ele almak. Kitap boyunca aşk, bir mutluluk vaadi olmaktan ziyade, bir imtihan, bir tamamlanamamışlık, insanda bıraktığı boşluğu ve arayışı hissettiriyor. Sevmek, her zaman iyileştiren bir şey değil, bazen insanı derinleştiren, bazen de yalnızlaştıran bir hâl alabiliyor. Neredeyse her eserinde İstanbul’un bir semti üzerine yoğunlaşan Tarık Tufan, bu kez de kurgusunu
Edebiyat & Roman
Âşıklara Yer YokTarık Tufan · Doğan Kitap · 20234,561 okunma
Papaz Gusto
Güzel bir inceleme yazmışsın yine Funda hocam 👏👏👏