"...köle muamelesi gören insanların acizliklerinden faydalanıp onların tüm varlığını ucuza satın almayı adet haline getirmiş güçlülerin vahşi ve merhametsiz öyküsüdür. Satın alınan aciz köle kimden kurtarılıyordu? Açlıktan mı, sefaletten mi? Bir lokma ekmek karşılığında satın alınan bir ruh..."
"Ruhu ne kadar harap olursa olsun, doğanın güzelliklerini kimse ondan daha derinden takdir edemez. Bu muhteşem diyalardaki yıldızlı gökyüzü, deniz ve türlü manzara karşısında hâlâ ruhu bir anda kanatlanıp göklere yükselebiliyor. Böyle bir insan ikili bir hayat sürer: Istırap çekebilir ve hayal kırıklıklarının altında ezilebilir ancak kendi içine çekildiğinde etrafını kuşatan o parlak hâle içine hiçbir hüzün veya aptallığın giremeyeceği kutsal bir ruha benzer."
" Hiç konuşmadan uzun süre oturdular; kız ümitsizce düşünüyor, adamsa yok olmuş aşkına kafa yoruyordu. Onu sevmediğini şimdi anlamıştı. Sevdiği şey Ruth değil, idealize ettiği, kendi kafasında yarattığı uhrevi bir şeydi; kendi aşk şiirlerindeki ışık saçan ruhtu."
~Hayatta bir insanı kendisi olduğu için sevmek ne kadar da zor, bu sözler bir kez daha hatırlattı bunu bana. O kadar çok düşünüyor ve istiyoruz ki kafamızda kurduğumuz anları yaşamak uğruna olmayan bir karaktere inanmayı seçiyoruz. Tabiki de her şeyin sonunda hayal kırıklığına uğruyoruz. Jack London da bu kelimeleriyle çok güzel açıklamış beklentilerimizi.