Ödül almış olan bir fotoğraf geliyor aklıma . Adım atacak hali kalmamış Afrikalı bir çocuğun fotoğrafı .Öylece kalakalmış ve ölümü bekliyor . Ölümü bekleyen sadece o değil . Hemen arkasında kendisinden büyük bir akbaba da , ölümü çıldırtan bir sabırla bekliyor .Çocuğun çok yakınında , gözlerinde ölümün ürkütücü izleriyle , birazdan artık hiç bir zaman kıpırdamayacak hale gelecek çocuğu bekliyor .
Çocuğun korku tepkisi gösterebilecek kadar bile mecali kalmamış .
Adam tam bu sırada basmış deklanşöre .
Bu fotoğraf ona uluslararası bir ödül kazandırdı . Önemli fotoğrafçılık ödüllerinden birini . Ancak ödülü aldıktan iki , üç ay sonra intihar etti adam .
Böyle bir anı ölümsüzleştirmenin vicdan azabına , korkusuna , nefretine,acısına , artık adına ne derseniz deyin dayanamayıp intihar etti .
''Nen var Zeze?”
”Hiç. Şarkı söylüyordum.”
”Şarkı mı söylüyordun?”
”Evet.”
”Öyleyse ben sağır olmalıyım.”
İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim.
Hayatımda hiç bu kadar mesut olduğumu, içimin bu kadar genişlediğini hatırlamıyordum. Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?