289 karakter barındıran, asıl olayın tek bir günde geçmesine rağmen yüz yıllık Türkiye panoraması sunabilen karnavalesk roman. Okurken yazarın zekasına hayranlık duymamak elde değil. Kişileri, mekanları, ufacık nesneleri o kadar güzel birbirine bağlıyor ki ayakta alkışlanası. İçindeki karakterlerden en az on tanesinin ayrı kitabı olsa okurdum.
Kitabın tek olayı elbette karakterler değildi. Yaşanan veya yaşanamayan tesadüflerin yaşanan hayata etkisi, bir insanın farkında olmadan yanından geçip gittiği şeylerin tüm kişisel tarihine etkisi gibi felsefik açıdan düşünülecek ögeler bolca vardı.
Yazar romanı için, "bir sesi olsaydı 'gürültü ve kakafoni' olurdu" demiş. Bence romanın bir sesi olsaydı, Ceza'nın Holacaust'u olurdu. O denli akıcıydı. İlk sayfadan başlayan hız hiç kesilmedi.
Okurken sık sık İvo Andriç'in Drina Köprüsü kitabındaki tadı aldım. Orada bir köprünün etrafında şehrin tarihi anlatılıyordu. Elbette bununla birlikte insanların ve kültürlerinin değişimine tanık oluyorduk. Köprü yerinde duruyordu ama her şey değişiyordu. Burada ise ne hastane yerinde duruyor ne insanlar. Ama bir çok şehri, bir çok olayı geze geze yine de hastanenin tarihi merkezinde değişen insanları ve kültürlerini okudum. Kitabı bitirince eleştirel olarak diyebileceğim tek şey mutsuz sonların yoğunluğuydu fakat üstüne düşündükçe, "hangi çevrede mutsuz sonlar yoğunlukta değil ki" diyerek bunu da geri aldım.
Okuduğum incelemeler hep olayların etrafında döndüğü için bu incelemeyi yazma ihtiyacı hissettim. Çünkü 'Yer demir gök bakır' bana kalırsa bir olay romanından fazlası. Yaşar Kemal, satır satır sanat yaratmış. Bu sanatı da elbette dili kullanım biçimiyle yaratmış. Üstelik bir köy romanı olmasına rağmen neredeyse hiç şive kullanmadan yaratmış. Peki bunu nasıl başarmış? Folklorik edebiyatı, anonim mitleri geliştirip üstüne eklemlemeler yaparak nakış nakış kendi efsanesini işlemiş. Romanı okumak, sanki onu bir ateş başında dinlemek gibi hissettirdi.
#SPOİLER#
Bunun dışında; bu romanın konusu, beklentilerin insan hayatına etkisi üzerine psikolojik ve sosyolojik bir gözlemdi. Köylünün malına zarar gelecek beklentisiyle kendilerine bir ermiş yaratmaları, ermişin bu kadar insan yanılamaz düşüncesiyle ermişliğine inanması, muhtarın bu ermiş beni yaşatmaz düşüncesiyle onu yok etme çabası... Hepsi ustaca birbirine bağlanmış bir beklenti romanı. Ve finalde beklentisi karşılanan tek kişi olarak, üç çiçeğini gülümseyerek izleyen Hasan. Sarı, kırmızı ve mavi çiçekler elbette bir metafordu. Sanırım kış boyunca taşın altında kök salmaları ve baharla birlikte güçlü çıkışları köylüleri temsil ediyordu. Üçüncü kitapta köylüyü iyi bir durum bekliyor olabilir. Mavi renk gökyüzünü, sarı renk güneşi temsil ediyordur ama kırmızı hakkında aklıma kandan başka bir şey gelmedi. Her şeyiyle 10/10 bir kitaptı.
Kitabı bitirdikten sonra araştırdığımda kitabın bir serinim devamı olduğunu öğrendim. Belki de bu yüzden kitap beni sarmadı.
Kitabın girişde ne olup bittiğini anlayamıyorsunuz. Ağır dili kafanızı karıştırırken akıcılık zorlaşıyor. Konuya adapte olacakken konu değişiyor.
Kitabın genel konusu, işlenen tema çok güzel fakat ilgi çekici bir şekilde işlendiğini düşünmüyorum.
Tanrı Olmak Zor İşArkadi Strugatski · İthaki Yayınları · 20181,576 okunma
Kitabı bitirdikten sonra araştırdığımda kitabın bir serinim devamı olduğunu öğrendim. Belki de bu yüzden kitap beni sarmadı.
Kitabın girişde ne olup bittiğini anlayamıyorsunuz. Ağır dili kafanızı karıştırırken akıcılık zorlaşıyor. Konuya adapte olacakken konu değişiyor.
Kitabın genel konusu, işlenen tema çok güzel fakat ilgi çekici bir şekilde işlendiğini düşünmüyorum.
Tanrı Olmak Zor İşArkadi Strugatski · İthaki Yayınları · 20181,576 okunma
Sadece yayıneviyle ilgili konuşmak istiyorum bir kitap ancak bu kadar berbat çevrilebilirdi. Zaten algılaması zor olan kitaplar neden daha da anlaşılmasın diye uğraşılır anlamıyorum. Bir çevirmen neden parlamak yerine balkıma diye bir kelime kullanır mesela 1935te miyiz? Kaç kişi bu kelimeyi biliyordur yahu. tutup neden akıl yerine bile us kelimesini kullanır ve akılla ilgili her tamlama iyice karmaşıklaştırmak için bu kadar debelenir. Usdışılaştırılmak gibi sapa bi öbek yerine mesela 'akıldışı hale getirmek' desen ne olur? Okuyucu daha iyi anlar diye mi korkuyorsunuz? Kökünü bildiğin ama getirilen eklerle ne anlatılmak istendiğini asla anlamadığın bir kamyon kelime yığılmış sadece. Türkçe okuyormuş gibi görünüyor ama ilgisi bile yok. Biri bana açıklayabilir mi mesela rastgele seçtiğim birkaç kelime uslamlama, ussallaştırılmak, aşkınlaştırmak, özdeksel bunlar ne demek? Hiçbir şey anlaşılmayan bu kendinizce türettiğiniz kelimelerle okuyucuya ne aktaracağınızı düşünüyorsunuz? Belki benim kelime dağarcığım çok dar peki ama sadece ilber ortaylı okumayacak bu kitapları sayın çevirmenler.
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 202311,3bin okunma