Bir gün insan kendine şu soruyu sorar: “Ben kimim ve bu yaşamda gerçekten neyin peşindeyim?” İşte Savaşçı tam da o anın kitabıdır. Sessiz ama sarsıcı bir aynadır. Yüzüne tuttuğunda kaçamayacağın bir gerçeği gösterir: Ya sen hayatın akışında savruluyorsun ya da savaşçısın kendi bilincinin, kendi yolunun savaşçısı.
Benim için bu kitap bir dönüm noktasıydı. Çünkü o dönem, içimde derin bir yorgunluk taşıyordum. Sanki sürekli koşuyor ama hiçbir yere varamıyordum. İnsanların beklentilerini karşılamaya çalışırken kendi sesimi unuttuğum bir dönemdeydim. Doğan Cüceloğlu’nun kelimeleriyle tanıştığımda, bana biri usulca “Artık kendin için yaşa.” dedi sanki. Ve o ses, dışarıdan değil, içimden geliyordu.
Kitapta Cüceloğlu, savaşçının sadece kılıç tutan biri olmadığını anlatır; asıl savaş, insanın kendi içindedir. Korkularla, alışkanlıklarla, kendi zayıflığıyla yapılan sessiz bir savaştır bu. “Savaşçı, öz bilincini koruyandır,” der. Yani dış dünyanın değil, iç dünyanın kaptanı olmayı seçendir. Bu düşünce bende bir kıvılcım yaktı. Çünkü yıllarca başkalarının onayını bir pusula sanmıştım. Oysa asıl pusula, içimde saklıymış.
Bir gün, kitabın ortasında geçen şu cümleyi okudum: “Savaşçı, hayatın sorumluluğunu üstlenendir.” O anda durdum. Çünkü “sorumluluk” kelimesi, bana hep ağırlık gibi gelirdi. Ama Cüceloğlu’nun anlatımında o kelime, özgürleştirici bir anlam kazanıyordu. Savaşçı olmak, kaderini ellerine almak demekti. Artık mazeret yok, suçlama yok. Ne varsa, benim seçimlerimin sonucuydu. Bu düşünce önce korkuttu beni, sonra özgürleştirdi.
Cüceloğlu’nun dili yargılamaz; aksine kucaklar. Bazen kendini eksik hissedersin, o da der ki: “Eksikliğini fark etmek, olgunluğun başlangıcıdır.” Bu sözle birlikte geçmişime baktım; hatalar, pişmanlıklar, kırgınlıklar… Hepsi bir öğretmene