Aslında sadece öznel bir ihtiyaç olan cinsel dürtü, çok akıllı bir tarzda nesnel bir hayranlık maskesini takmayı ve bu yoldan bilinci aldatmasını çok iyi bilir.
İnsan zaaflarının betimlemesidir. Ki inanmanın ve güvenmenin imtihanını neden veriyoruz zannediyorsunuz? İnsanın hemcinsine ve tanrısallığa karşıki en büyük günahı değil midir: aldatmak.. Ya kendi aldanışları...
Zaaflarının bir serüvenidir bu kitap. Günahlarımızı yaşıyordur adeta Aziz Bey. Nitekim kitabın sonunda buruk bir acı bırakması adeta bizi çarmıha götüren acıyı hissettirmesi neyden olsa gerek..
Hep muhakemenin kölesi olmuş hayatımızın acıklı bir yüzleşmesidir aynı zamanda. Ki kitap da daha girişte okuyucuyu bir tehlikeli bir aldatma ile bu muhakemenin içine alıp serüvene katar. Kim haklı, bu haklı, haksız da değilde serzenişleri hayatımızın ve nefsimizin de en büyük aldanış histerileri değil midir zaten? Yazar büyüsünü işte bu girişten sonra gösterip muhakemeden muhasebeye götürür bizi. Kahramanın eline kağıt kalem vererek bizi de davet eder adeta bu kaçtığımız "yüzleşme odamızdan".
Muhakemenin o kuru ve kurtarıcı duran tümcelerini bir tarafa bırakıp da muhasebenin zorlu yamaçlarına bir çagrıdır. Neden anlamayız ki muhasebesiz bir muhakeme olmaz. Yada yazarın o güzel betimlemesi ile "sırları dökülmüş ayna"ya baktırır bizleri. Cesaret kılarsanız ne âlâ..
Kibrimiz, günahlarımız ve şımarık arzularımız, tutkularımız ve aşklarımız uğruna kapısını vurup kırdığımız camların arkasında bırakıp da bakmadığımız cânların kaderi ilerleyen yıllarda kendi camlarımızın kırılıp üzerimizde parçalanması tesadüften öte parçalanmış duygularımıza tercüme değil midir?
Baba'nın Odipus'u hatırlatan Freudçu yansıyışını da yazar farklı bir çehrede kullanarak aslında kurtulmak istenilen yada nefrete edilen Baba mitine insanın dönüşümünün acı tasviri vardır.
Bir insana çileli hayatı yaşatmak evlilik adı altında.. Bir akşam ve pencerenin kıyısında sürekli bekletilen bir kadına karşı