Bugünkü düşünce bulantımız; pavyonda dert anlatan dayılar ile yaşamın temeline cinselliği alan Freudyen psikolojik çözümlemenin ilişkisi… Evet konu cidden bu :D
Hepimizin zaman zaman dertleri elbette oluyor, hatta derdin büyüğü küçüğü olmaz lakin, bazılarımızınki dehlize sürüklüyor, bazılarımız o dertle yaşamayı öğreniyor fakat; özellikle pavyon kültürü ile erkeklerin (özellikle belirli bir yaş üstü erkeklerin) -ki biz burada o erkeklere ‘’dayı’’ diyeceğiz :D- kendi cinsel baskınlıklarını, kendi varoluşlarını kabul ettiremedikleri gerçekliklerini, bir hikayeye dönüştürüp oradaki cinsel açıdan tahrik edici kadınlara anlatma durumu tezlere konu olacak cinstendir.
Bakın bu dayılar psikiyatriste git deseniz size kıçıyla gülüp; ‘’Deli miyiz oğlum biz!’’ diyecekken, oradaki kadınlara giderek alkol-müzik ve güdülenme aracılığı ile borca girmeyi göze alarak dert paylaşımı yapıyorlar.
Burada çok acınası bir durum var, o da şu ki bu insanlar imkan verilse güdülerinin hakimiyetindeki simülasyona koşarak kaçabilirler. Freud açısında aslında bu dayıların olgulaşmadığı ve hatta oedipus kompleksine sahip olduğu bile söylenebilir. Amaçları tedavi de değildir, amaçları gerçek hayatta kabul ettiremedikleri karaktersel varlıklarını, o simülasyon içerisinde karşı tarafın methiyeleri eşliğinde, elde avuçta ne varsa vererek (maddi varlıkların fedası ile) kabul ettirmektir.
Psikiyatri ya da terapi değil de pavyon tercihinde bulunan birçok dayının asıl amacı kabullenilir olmaya çalışmak olması -zira oradaki kadınlarla seks yapamayacaklarını biliyorlar- zihnin mantıktan çok güdülere sığındığını gösteriyor. Çünkü bu kişiler kabullenilebilirliği en zayıf oldukları güdüde, çiftleşme yani seçilebilme güdüsünde arıyorlar.
Bu konuya dair güzel bir tez var linkini yoruma bırakacağım, fırsatınız