Korkuyoruz kendimiz olmaktan. Sevdiğimiz şeyleri yapmaktan, istediğimiz tarafa bakmaktan, yeni bir adım atmaktan. Korkuyoruz farklılıklardan. Yargılanmamak için fikrimizi belirtmekten çekiniyoruz. Düşüncelerimiz ve hayatımız benzemediği için çoğunluğa...
Kabul edilmek istiyoruz. Sürüden ayrı kalmamak, kurda kapılmamak, yalnızlaşmamak istiyoruz. Sürekli bir yaranma derdi içerisindeyiz. Toplum, aile, çevre, ülke, değerler, etik gibi kavramların içerisinde tepinip duruyoruz. Başkalarının zenginleşmesi için çalışıyor, başkalarına yaranmak için yaşıyoruz. Mutlu muyuz, birçoğumuz değil...
Elalem denilen bir şeye prangalıyız. Onun istediği okulları okuyor, onun uygun gördüğü işlerde çalışıyoruz. Saçımızı onun istediği renge boyuyor, onun istediği değerlere inanıyoruz. Erkenden evlendirilip kendimiz gibi mutsuz çocuklar yetiştirmek zorunda kalıyoruz. Okumuyoruz, merak etmiyoruz. Belki de başımıza gelen felaketleri hakediyoruz.
Sonu gelmeyen bu yaranma çabamız içinde yine de yalnız kalıyoruz. Kendimize olan saygımız yitip gidiyor. Herkes gibi olmaya çalışıp, hiçkimseye dönüşüyoruz. Tembel, aptal, aylak damgaları yiyiyoruz. Savaşmaktan korkup, konforumuzu bozamıyoruz.
Düzen bozulmasın isteniyor. Her sabah herkes kalkıp işe gitsin. Soru sormasın, çalışsın. Günde 8, 10, 12 saat. Yine de aç kalsın, insan olmaya aç...
Elalem denilen kahpenin suratına tokatı indirip, birey olmak için ölesiye savaşmıyorsak bu virüse yenilmişiz olmalıyız. Ve Sabahattin Ali 'nin dediği gibi:
"Herkes ne diyecek! Herkesten ne gördüm ki? Bana en yakın olanlar dahil olmak üzere, bu herkes dedikleri şey beni üzmekten, hayatımı manasız hale sokmaktan başka ne yaptı?"
Berke Bozkurt
Beni İnstagramdan da takip edebilirsiniz: instagram.com/milenyum.yazar