Halktık bir zamanlar, şimdi dönmüşüz sürüye! Buyur edilirdik evvelden, şimdi toplatılır olduk evlerden! Ekmek verir, süt alırdık, bağlandı boğazımız karneye! Dizildik sıra sıra, ömrümüz geçiyor sırada! (Sırada yerlerinde sayarlar.) Sıramızda sayarız, komşumuzdan fayda yok, dur derler dururuz, elbet gelir sıramız! Haykırmak neye yarar? Artık çiçekleri andırmıyor, artık soluğumuzu kesmiyor kadınlarımızın yüzleri, İspanya tarih oldu! Sıramızda sayalım heyhat! Sıramızda sayalım! Ah bu ne ıstırap! Sıramızda saydıkça sıra gelmeyecek hayata! Boğulacağız bu dört yanı duvar şehirde! Ah bir yel çıksa…
Bundan sonra, bir kere bu düşüncelere girince her gün iradesinden bir parça kaybederek, her gün çukura yaklaşarak, bir kum seli içinde kalmış avare bir seyyahın üzücü mecburiyetiyle tutunmak istedikçe batarak, battıkça ziyan ettiğine acı yaşlar dökerek, etraftaki kötü örneklere her gün bir başka yücelik feda ederek yaşamaya başladı.
Evime vardığımda yorgun düşmüş olacağım, yatağa uzanacağım, herhangi bir yatağa, perdeler uçuşacak, süzülen bulutlar gibi.
Zaman böyle böyle geçip gidecek.
Ve göz kapaklarımın altından, hayatım dediğim kötü rüyaya ait görüntüler gelip geçecek.
Ama canımı acıtmayacaklar artık.
Evimde olacağım, yalnız, yaşlı ve mutlu.
"Yüreğime, bedenime tuhaf bir ağırlık çökmüştü; bacaklarım tutmaz olmuştu. Tüm dünyanın ağırlığından daha ağır bir duyguydu bu; toprağın üstünde duracağıma altında bir yerlerde gömülüydüm sanki."
Carme son ana kadar çekip gitmeleri gerekli mi değil mi diye kuşku içindeydi, hiçbir felaketin yüz yıl sürmeyeceğini söylüyordu, belki de bekleyebilirler ve işlerin nasıl gittiğine bakabilirlerdi...