Bir sigara yaktım ve gözlerimi kapatıp çevreme baktım. Evet gözlerimi kapatıp. Çünkü çürük bir elma yemiştim vaktiyle, içim ekşimişti. Ne kadar kocaman ve kanlıydı gözleri yıllardır bana bakanların. Ağırlaşmış sular bulaşırdı ellerime,zindan kokan. Kahkaha attıkça kadınların ağızları kuyulaşırdı. Elleri birer akrep kuyruğuydu herkesin. Oysa gözlerimi kapatıp çevreme bakınca,bir yaz yağmuru yağardı,temiz,duru,sevecen. Kadınların gözleri yemyeşil olurdu,limon kokusu gelirdi burnuma. Bu da olmasaydı,yani gözlerimi kapattığımda yağan yaz yağmuru ve limon kokusu, siline siline yok olacaktım, hissediyordum. Gittikçe daha az yağıyordu yağmurum,içimdeki çürük elma tadı büyüyordu. Bu kadar korkuyla nasıl yaşadığımı,akrep kuyruklu insanların,kuyu ağızlı kadınların arasında,nasıl ve niçin yaşadığımı,kendime sık sık soruyordum.
Kimse bunu kabul etmek istemez ama kötü şeyler olmaya devam edecek. Belki her şey bir zincirdir ve uzun zaman önce biri ilk kötü şeyi yapmıştır, vesaire. Hani şu kulaktan kulağa oyunu gibi:birinin kulağına bir cümle fısıldar ve sonunda apayrı bir şey çıkar: Ama belki de kötülüklerin nedeni , başka türlü iyiliğin nasıl bir şey olduğunu hatırlamayacak olmamızdır.