Türkiye'nin 2002'den beri yaşadığı ekonomik büyüme döneminde refah eşit derecede dağılmadı; bazıları daha hızlı zenginleşti. Bu hızlı zenginleşmenin bir tür ideolojik fay hattına denk gelmesi de önemli bir nokta. Daha önce toplumsal yaşamda çok görünür olmayan muhafazakâr kesimler, bu iktidar döneminde daha fazla zenginleşti ve daha görünür hale geldi. Bu durum, ciddi bir kültürel çatışma hattı yarattı.
Ekonomik olarak, BM kriterlerine göre kaçınılması gerekilen büyüme türleri vardır. Acımasız büyüme (zengin daha zengin, fakir daha fakir olur) İşsiz büyüme (ekonomi büyür ama istihdam artmaz), Sessiz büyüme (demokrasi ve insan hakları zayıf kalır), Köksüz büyüme (kültürel Kimlik ve gelenekler zarar görür), Geleceksiz büyüme (doğal kaynaklar tükenir, sürdürülebilir değildir). Hepsinden ne güzel kaçınmıyoruz ama..
Beyaz çoraplarıyla -yumurta topuk- ayakkabılarının topuklarına basa basa kahveye gidip okey oynaması gereken insanlara iktidarı verirsek kaçınılmaz sonuç tabii ki hüsran olacaktır.
Bu milletin yakın bir zamana kadar kendisine mahsus bir adı bile yoktu. Tanzimatçılar ona "sen yalnız Osmanlısın, Sakın başka milletlere bakarak sen de bir ad isteme! Millî bir ad istediğin dakikada Osmanlı imparatorluğunun yıkılmasına sebep olursun" demişlerdi. Zavallı Türk, vatanımı kaybederim korkusuyle "vallahi Türk değilim, Osmanlıdan başka hiç bir içtimaî zümreye mensup değilim" demeğe mecbur edilmişti.
Gökalp manipülasyon yapıyor. Osmanlı, bir ailenin ismiydi. Osmanlıyı çökmekten kurtarmak için o dönem (Tanzimat’ta) farklı fikirler ortaya çıkmıştı: Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık, Türkçülük, vs. Bunların hepsi çöktü. Sadece Osmanlıcılığı savunanlar Osmanlı kimliği altında toplanmayı savunuyordu.
Bu Osmanlıcılık fikrini savunanların Türkçülüğü savunan veya Türk kimliğini benimseyen kişileri zaman zaman aşağılamış olması ve zorbaladıkları gerçeğini değiştirmez. Ayrıca Balkanlar başta olmak üzere etnik grupların kendi ulus devletlerini kurma eğilimi güçlenince bu proje pratikte başarılı olamadı. Bu noktada ortaya çıkan Türkçülük ise Osmanlıcılığın başarısızlığının alternatifi olarak değil, imparatorluk çözülürken yeni bir ulus-devlet zemini oluşturma fikri olarak güç kazandı ve Cumhuriyet’e giden süreci besledi, çökmedi. Yani mesele “akımların çökmesi” değil, imparatorluktan ulus-devlet düzenine geçişte farklı ideolojik çözümlerin tarihsel olarak rekabet etmesi.